polip büyüyor..

vaiz diyor ki: “her şey boş. her şey kibir.” güneşin altında çalışarak ne kazanabilirmiş ki adam? kuşaklar gelip kuşaklar giderken ve dünya sonsuza dek yerinde dururken.. güneş, doğup batar ve tekrar doğduğu yere dönmez mi? rüzgâr, bir kuzeye bir güneye daireler çize çize esmez mi? ve her nehir denize aksa da deniz asla dolmaz; nehirler doğdukları yere dönmez mi?

ah, her şey öyle yorucu ki adamın söylemeye dili varmaz. ne göz gördüğüyle yetinir ne de kulak duyduğuyla. ne olduysa o olacak; ne yapıldıysa o yapılacak. ve bil ki, güneşin altında hiçbir yenilik yoktur. ne geçmiştekiler hatırlanır, ne de gelecektekiler hatırlanacak.

kalbini bu dünyanın işlerine adamak mutsuz bir uğraş değil midir? yapılan her şeyi gören adam şöyle demez mi? “her şey boş ve işte, rüzgâr peşinde koşmaktır. bilgeliği ve deliliği öğrenmeye çalışmak gibi. çünkü çok bilgelik çok keder doğurur, bilgi arttıkça acı da artar.”

- vaiz 1:1-18

reklam2

evren korkutucu güçlerle dolu bir yer

27 Nisan 2012 Yazan* polip | Kategori* içimdeki cin, seyir, sol elim, yeniden

adamın en büyük kâbusuyla yüzleşmek..
adamın bir mite dönüşen insanlığını keşfetmek..
adamın insanlığının kokuşmuşluğunu görmek..
adamın başkalarını kullanarak kendini yok edişini izlemek..
adamın tüm bunların farkında olarak sonuna kadar gittiğini düşünmek..

adam öyle bir adam, kâbusu öyle bir kâbus; miti öyle bir aldatmaca; insanlığı öylesi bir yozlaşma ve acımasızlığı öylesine kendine dönük ki.. mide bulandırıcı.. gidişi, bencilliği, tüm zekâsına, ve farkındalığına karşın toyluğu; hepsi o kadar göz önündeyken.. off yine de aklımı bu kadar taciz edişi.. umutlar ve korkular bir yerde birbirine giriyor.

egonun ölümü, bedenin ölümü değil ki.. ama işte gelişmeyen bir benlik, egoya dönüşen bir benlik ve ego giderse bedende ne kalacak?

reklam2

ya işte yıkandım, çıktım.. otobüste ağlar oldum; geri sardım.. sonra yine ağlar oldum. indim otobüsten; meydanda güneş. akşam güneşinde yürüdüm. ama içim kara. neyse ki ilk biradan sonra yüz güler; çene düşer. elma patatesler gelir; akşam 4′ten gece 12′ye ellilik de ellilik.. niye? işte, biraz mutluluk değil mi, bu? kandırıkçı. başka ne yapa? beni seviyorlar.

reklam2

bu kadar kitap okumalar; televizyonda sabah kuşağı; cinayetler; çok bilmiş televizyon şahsiyetleri.. bütün bunların kişiye katkısı üzerine bir kompozisyon yazmaya kalksam; bunu, insanların çocuklarına verdikleri dinî isimlerle birleştirsem; kendine bir yararı dokunmayan bir insan olarak birilerine yararım dokunur mu?

dün gece yatmadan yine baktım. hiç öyle değildi; bildiğin tanımadığın insan.. saçlarına hayran.. farklı bir noktaya ulaşır mıydı diyorsun ama hiçbir şeyin bir yere ulaştığı yok.. ne oluyor? işte, torunlar babaannelerini öldürüp atıyor bir kenara; anneler çocuklarını boğazlıyor. bir ara da genç kızlarımız analarını doğruyordu.

reklam2

çavdar tarlasında dolanıp dururken tek düşündüğüm 17 yıl öncesi.. off araba, köprü ve lanet in utero. dolanıyorum, dolanıyorum ve sonuna ulaşmak istiyorum.. “burada görmeye değer bir şey yok.” diyorum. sonra sona ulaşmaya çok az kalmışken karşıma öyle bir şey çıkıyor ki..

her seferinde kararım değişiyor. “aslında öyle olmadı; böyle oldu.” diyorum kendi kendime. aslında ne olduğu çok açık.

reklam2

tamamen yanlış nedenlerle in utero; tekrar tekrar.. aslında anlamak çok zor değil; bu yüzden hâlâ insan. sevdiğimiz her şeyi ilahlaştırırsak bizimle kim kalacak? yine de kafamdaki paralelliklerle ikircikli bir hava yaratmıyor muyum? yumurtlamadan ölen bir tavuğun ne değeri olabilir ki? etim kimseyi doyurmaz dahi..

“I am afraid of getting older. I am afraid of getting married. Spare me from cooking three meals a day. Spare me the relentless cage of routine and rote. I want to be free… I want, I think, to be omniscient… I think I would like to call myself ‘The girl who wanted to be God.’ Yet if I were not in this body, where would I be — perhaps I am destined to be classified and qualified. But, oh, I cry out against it. I am I — I am powerful — but to what extent? I am I.”

reklam2

amerikan timsahları çok iyi annelerdir

05 Nisan 2012 Yazan* polip | Kategori* içimdeki cin, seyir, sol elim

yoğun istek üzerine bu çevrim içi günceyi güncellemeye, bir üst modele çıkarmaya karar verdim! eksikliğin farkındayım; fotoğraf yok. fotoğraf olmayınca insanlar yazılanlara takılıyor. halbuki onların hiçbir önemi yok.

geçenlerde bir arkadaş vasıtasıyla feysbukuna memesinin poposunun fotoğraflarını çektirip koyan birini gördüm. belki böyle bir şey mi yapmak gerek? eğer burayı yeteri kadar meme ve popoyla doldurursam belki kimse intihar etmek üzere olduğumu çakmaz? sonra da işte o şarkıdaki gibi saçımı kazıtır; bir şeyler içer ve telefonlara bakmam.

reklam2

hayata tutunacak kadar güçlü değilim

18 Şubat 2012 Yazan* polip | Kategori* gaip vurdu, içimdeki cin, yeniden

koştura koştura otobüse biniyorum. otobüse binerken yüzüm gülüyor; sanki ne olursa olsun hep gülecekmiş gibi.. otobüsün içi farklı görünüyor. yanımda hem bilet hem akbil var. önce bileti atar gibi yapıp ardından akbilimi çıkarıyorum; deliği bulmakta zorlansam da sonunda başarıyorum. gururla kendime oturacak bir yer arıyorum. en arkaya gidiyorum ama oradaki kızların şamatası beynimi şişiriyor. ben de ortalardaki başka bir koltuğa geçiyorum.

pencereden bakarken durakta kısmen tanıdığım birini görüyorum. kısa bir elbise giymiş; durmadan taklalar, parandeler atıyor. 2-3 yaşında küçük bir kız gibi görünüyor ve her taklada yere yapışıp sürünüyor. ben otobüsten onu izlerken kapıda duran şişman ikiz kızlar, bana bakıp gülüyorlar; gözlerinde imalı bakışlar.. sonra otobüs duruyor; kapılar açılıyor ve iki şişman kız bir anda yok oluyor. indiklerini görmüyorum çünkü o sırada parandeler atan kıza bakıyorum. iki erkek arkadaşı onun peşinden koşturup ‘yapma!’ diyorlar herhalde..

sonra kendimi en arka koltuğa ters oturmuş bir biçimde buluyorum. arka pencereden dışarıyı izliyorum. bu sırada tıknaz, bıyıklı bir adam omzuma dokunup ‘gel bakalım. bugünkü okul asma mazaretin neymiş?’ diyor. üzerinde forma var. otobüsteyim ve bir adam, elinde idare fişleriyle bana sorular soruyor! sinirden patlıyorum. ‘kimse okula gitmiyor; ders işlenmiyor; yoklama alınmıyor! okul bomboş! ve hiçbir şey yapmadan okulda oturmanın bir anlamı yok!’ diye bağırıyorum adama. yüzüm kıpkırmızı.

adamın gözleri telaşla açılıyor; ‘tamam. tamam. sakin ol! haklısın. kimse bir şey demiyor.’ gibisinden bir şeyler geveliyor. otobüsün ortasında ayakta yaşanan bu saçmalığı herkes izliyor ve birkaç kişi daha sakin olmamı söylüyor. ben de ‘acaba çok mu abarttım?’ diye düşünerek arkadaki yerime doğru ilerliyorum.

reklam2

üzülmeden dinleyemediklerimizi hafızamın derinliklerinden neden çıkardığımı biliyor muyum? seneler önce, o sabah olan şeye bir anlam vermeye çabalıyorum.. film izlemek, kitap okumak, belgesel izlemek gibi.. bütün uçları birleştiriyorum. bir karakterin gelişimini, bir personanın kişiyi yok etmesini kronolojik olarak okuyorum, izliyorum.. o yumuşak tatlı galli aksanı, diyorlar hep; ne kadar büyüleyici, ne kadar güzel olduğundan bahsediyorlar.. güzellik, içimi buruyor.

reklam2

döşekte düzleştirdiği kafa arkasıyla gelip akranlarıyla ayakkabılarına isimlerini yazdırır ve yatak böğürtüleri saçarlar.. bu arada kaslı beyefendiler şampiyon olurken yaşam dostları tombul kollarıyla onları alkışlar..

birileri zehir kıvamında müzik yaparken ve ben her geçe uçarken insanları sevmedeki yetersizliğimi düşünüyorum. zehirlerimi içip ben kimseye ay olamam, diyorum.

reklam2



ey gezgin!

geldin, baktın; bir başlık ilgini çekti.. hemen, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluverdin! değerli fikirlerini saçmadan önce şunu bir oku istersen..


adalar


pek güzeller


sanki


etten kemikten…

polipgrows [at, eşek, domuz] cimeyıl nokta hede

ya da

evet, ben de tuulia'nın polip'ini msn'den taciz etmek istiyorum! diyorsanız eğer; adresim şudur: hani.li [at, eşek, domuz] tropik yaz.


..


Opera

Ubuntu