zaman o kadar aldatıcı ki.. zaman geçiyor. zamanı oturarak geçirmek çok sıkıcı. dün gece garip rüyalar gördüm.

1) bir arkadaşımın evindeyim; üçüncü bir kişiyle birlikte yemek yiyoruz sanırım. sonra ben bir şekilde arkadaşıma sinirleniyorum ve evi terk etmek üzere sofradan kalkıyorum. ama bir türlü evi terk edemiyorum. sonra sanırım kavga büyüyor ve ben “çok yazık, artık onarılamaz.” gibilerinden düşünüyorum.

2) kardeşimle benim almak istediğim cep telefonunu inceliyoruz. telefon elimde ve en büyük uzaktan kumandanın iki katı büyüklükte. inanamıyorum telefon elimde büyüdükçe büyüyor. kardeşime dönüp “bu mu yani o harika telefon?” diye soruyorum. “çok iyi bir telefon.” gibilerinden cevap veriyor. sabrım taşıyor. telefon o kadar büyük ki neredeyse kolum kadar. “bu ne abi?” diyorum, “ben böyle bir şeyi asla kullanmam!” “ama şu ekrana bak. böyle bir ekran başka hiçbir telefonda yok.” ekrana bakıyorum, gerçekten de kocaman. sonra telefonun tuşları dikkatimi çekiyor. o kadar çok tuşu var ki sanki devasa bir uzaktan kumanda kendisi. otobüste telefonun çaldığını ve onu kulağımla ağzıma doğru biçimde hizalamaya çalıştığımı düşünüyorum.. kabus! “ulan,” diyorum “internetten baktığımızda bu kadar büyük değildi. demek ki gidip gerçek hâlini görmemiz gerekiyormuş.” sonra uyanıyorum.