polip büyüyor..
buzdolabı görevini layığıyla yerine getiremediği için bütün malzemeler bozuluyor. bütün emekler boşa gidiyor. karnım ağrıyor. kendime uygun yazı karakterleri bulmalıyım. sol elime uygun.
müşteri geldi. linger çalıyor. müşteri yok olmuş. içeride bir delik olmalı. gelen müşterileri içine çekiyor, onları başka bir boyuta gönderiyor. tabii bunun bize bir yararı yok.
rakip kafeler bir olup yapmış olabilir. ama niye? saçma değil mi?
***
saat 13:39. hiç müşteri yok. yapacak iş yok. sol elimle yazı yazıyorum. buzluktan bir domates sosu daha çıktı. bir diğerini sabah küflendiği için atıp yenisini yapmaya başlamıştık.
olmadı. şimdi elimizde iki koca sos olacak. ne yapacağız biz o kadar sosu? ne amlamsız bir olay bu. ne salak! ne abuk sabuk!
ne yesem? tiramisu yiyeyim.
***
kendini ya çok abartıyor ya da çok eziyor. buna gerek yok. neysen osundur.
insanlar kuaförlere gidip saçlarına binbir şekil ve renk verdiyorlar. ne güzel! bu yaz, geçen yıllara oranla daha cıvıl cıvıl. bugün sıcak; öğle güneşi “ben buradayım.” diyor. hepimiz onu bekliyorduk.. aslında gelmesini pek istemiyorduk. ama onun bizi dinlediği pek yok; eninde sonunda geliyor işte.
biraz kendimi yaktım. iki zar, bir raptiye, sonra bir zar daha.. sonra telefon çalar. küçük fareler tahta ızgaranın altında kaçışıyorlar. ortaya çıkmak için henüz çok erken.
***
saat öğlen 3 civarı.. klima çalışıyor. müşteri yok. tiramisu çok uğraştırıcı. ayakkabılar yeni. küllüğümüzü dolduracak müşterimiz bile yok.
şu an yazı yazmak zor, çünkü dizlerimin üstünde yazıyorum. müzik güzel. aşçı (ayla hanım) susmuyor. garsonumuz bizi terk etti çünkü hiç müşteri yok. aşçı habire acıkıyor. hiç susmuyor. sinirimi bozmak için abuk sabuk davranışlarda bulunuyor.
sıcak. tatil nerede? deniz, güneş, bikiniler, kokteyller nerede? ben neredeyim?