polip büyüyor..
pembenin yanlış tarafında kalsa da canını sıkmadı. kırmızıyı göremedi. beyaz yetişmedi. dağılan konsantre içecekler, kaçan potlar, derken bir tuş, buna izin vermedi. neye izin vermedi, canım? pembenin altındaki kırmızıya baktı.. şaşırtmacalı soru: en düşük puanlı topun rengi? evet, ama en düşük puanlı renkli topun rengi demiyor..
bu gece artık herkes yatağına dönmek istiyor. foul and a miss pozisyonları.. kendini memnun eden insana saygım sonsuz. saat 00:33 bu arada. ek olarak 33 güzel bir yaş.
aşağıdaki oylama 20 mart’tan beri, eurosport izleyicilerinin sitesinde verdikleri oylardan oluşmakta. bazı isimler eksik gibi.. mesela hendry. carter. belki ebdon.
20203 votes since Thu 20 Mar
| Answer | Result | Percentage | Number of votes |
|---|---|---|---|
| Ding Junhui |
|
4% | 726 votes |
| Doherty |
|
2% | 351 votes |
| Higgins |
|
6% | 1204 votes |
| Murphy |
|
7% | 1426 votes |
| Maguire |
|
6% | 1212 votes |
| O’Sullivan |
|
55% | 11179 votes |
| Selby |
|
14% | 2755 votes |
| Other |
|
7% | 1350 votes |
şu yukarıdaki listede gördüğünüz isimlerden tam 5 tanesi zaten ilk ve ikinci turda elendi. :) geriye sadece maguire, o’sullivan ve other kalıyor ki benim gözdem maguire.. other için söylenebilecek pek bir şey yok; final maçına kadar kendisinin kim olabiliceğini öğrenme şansımız olacak sanırım. falan filan.. hayat, aslında hep bilinmedik yollar kullanıyor.. böylesi daha güzel değil mi?
güzellik koca bir yalan. kadın ve erkeğin pazarlanabilir birer ürün olarak sunumu.. ideal kadın ve ideal erkek, çarpıştığında geriye hiçbir şey kalmıyor. şu dünyada tek bir zerreyi bile hareket ettirebilecek bir etkim olduğuna inanmıyorum. buna sindirme diyorlar. sindirildiğim ölçüde inancımı yitiriyorum. toplumsal cinsiyet ve biyolojik cinsiyet arasında kaç fark olduğunu resme bakarak bulabilir misiniz? ben cinsiyetlere inanmıyorum. filmlerde bana satılan erkeklere inanmıyorum. kişilik özelliklerinin cinsiyete paye verir biçimde sınıflandırılmasına da inanmıyorum.
en son noktada da kendime inanmıyorum. hayat karışıyor. neden birine ihtiyaç duymak? neden biri?
bundan tam 15 sene -aman tanrım!- önce yani daha yeni yeni ergen olmuşken açılıp kendime geleyim, kafamın içindeki dünyalarda kaybolmayayım diye beni voleybol grubuna göndermişti bilirkişiler. küçücük bir soyunma odamız vardı ve koca koca ablalar gururla tüm mal varlıklarını sergiliyorlardı.
beden ne kadar sıkıcı bir şey.. spor salonuna gitmek bir tür bağımlılık da olsa; aynadan milim milim gelişen kasları süzmek pek bir keyifli de olsa yine de kasınç bir şey şu beden.. kısıtlayıcı: sadece fiziksel gerçeklikte değil, düşünsel bağlamda da son derece kısıtlayıcı etkileri var bedenin.. “I’ll even cut off my finger It will grow back like a Starfish!” demiş mi şair? demiş.
bir insanın fiziksel bedenini alıp elektrik akımına çevirmek mümkün mü? eğer mümkünse bu yolla seyehat etmek olağan mı? ulaşımın geleceğinin çok daha parlak olacağına inancım sonsuz.. ama sabırsızım. daha uçan arabalara bile varamadık.. petrol olduğu sürece de pek ilerleme kaydedebileceğimizi sanmıyorum.
güzeller güzeli les chansons d’amour ile dr. g: medical examiner nasıl oldu da aynı noktada birleşti? 27 önemli bir yaş. kalp yetmezliği, kan pıhtısı ve âşık delikanlılar.. lunapark müziği.. ve şiir.. ben şiir sevmem. topluma aykırı şiirler.. sahnede soyunan şiirler.. içe içe gebermenin şiiri.. iki şeytan, birbirini yiyerek bitiriyor. kozmik cellat, harika insan makinesinin son nefeslerini sayıyor.. hayat güzel.
ben, seni kıskanıyorum; onu kıskanıyorum. onlar, beni kıskanıyor. “aa, sende selülit varmış!” derken gözlerinin içi parlıyor. ne sanıyordun, android olduğumu mu?
“hepimiz orospuyuz.” dedi godard. “senden orospu bile olmaz.” demişti oysaki annem.. orospuluğu beceremeyenleri mezarlığa gönderiyorlar.. mezarlık seanslarında yalnızlığı unutturacak pek çok parça var.. yapboz oynarken bir başkasıyla aynı parçayı tutma ihtimalini hesaplamaya çalışmayasın diye birçok caydırıcı ve dikkat dağıtıcı da var.. işte böyle.
neredesin? benim adamda fayrouz müziği çalmıyor. henüz.
selam. ben taklitçi yengeç. neden böyle olduğumu bilmiyorum. ama eminim ki -hatta biliyorum ki- peter ebdon gençliğinde çok daha hızlıydı. güvenli vuruşlar gereğinden fazla kullanıldığında sizi mızmız bir bebe gibi gösterme riskiyle birlikte geliyorlar.
yazma çılgınlığı. dostoyevski sendromu. öpüşen erkekler. güzel gözlü cengâverler.
duygular yazma dürtüsüne bağlandığında, yalnızlıkla coştuğunda.. falan filan.. bu yüzden mi hep o güzel şeyler? bu yüzden mi kaçırılan trenler, otobüsler, uçaklar? şu dünyada yalnız olmak değil, arkadaşsız olmak, paylaşamamaktır en çok koyan insana..
mozart ve balina, seks yaparken ve birbirlerinin gözüne bile bakamazken birbiri ve diğeri olmayı nasıl çözdüler?
2 milyon metrik karbondioksit, sadece amerika’da üretilen çizburgerin sonucu. grönland’ın buzulları.. lost’un kutup ayıları.. mercanlara ağıt.. köpek balığı yüzgeci çorbası.. gezegenin bağırsaklarını bozduk. fazla zamanımız yok. bilimsel gerçekler, kendimizi silkip uyanmayı başarabileceğimizi söylüyor.
“What you see does not exist. What you cannot see is truth.” üçüncü anne, gözyaşlarını seviyor; onları yalıyor. biz de öyle.. ve her şeye rağmen ekimde mamma mia!
şu an saat 01:22; cumartesiyi pazara bağlayan gece.. bazen insanların bana saldırdığını mı iltifat ettiğini mi anlamıyorum.. biraz safım. savaşa hazırlanan budist rahipler.. gençleri anlamıyorum. okumayanları anlamıyorum. okumuşları da anlamıyorum. yaşlılar bana yukarıdan bakıyor. gözlerim, beynimde boşluğa bir anlam veremiyor. piton, dudak delikleriyle termal sıçan şeklini seçebiliyor. benimse dünyanın en iğrenç mağarasında yarasa dışkısıyla kaplanmaya dahi hakkım yok.
google reader, yayımlanıp akabinde silinen yazıları gösteriyor.. koşup bakıyorum hemen; yazı yok. ama reader yazıyı gösteriyor. ben yazıyı okuyorum. ama yorumlayamıyorum.. sorun o değil de; yazanın yazının okunduğundan haberi olmadan o yazıyı okuyabiliyor olmak, biraz röntgenci bir ruh hâline sokuyor insanı. mahrem.
küçük düşüncelerim arasında kayboluyor her şey. sonra düşüncelerim de kayboluyor. ben bunları düşünürken bir çok şey oluyor. unutmayı seçiyorum. festival kapsamında 200 küsür film var(dı). ben bunların 12 tanesini izledim ve 32 tanesi de izlenmeyi bekliyor. tüm bunları izleyip ne bok yiyorum, diyorum bazen. bazı adamlar filmlerde çok güzel görünüyorlar.. bazı filmler var olmayan adamları resmediyorlar.
“onca zaman içinde şu an uyanmana neden olan ne?” bilmiyorum.. her şey, başka bir şeye sürüklüyor insanı.. doğal felaket gibi. kelimelerden emin olamıyorum, anlamları seçemiyorum.. her şey havada. her şey asılı. ben de askıda bırakılmış gibiyim.. “her şeyi ihmal ediyorsun, polip.” ses tonunda kırgınlık ve üzüntü.. evde oturmak yaramıyor.