polip büyüyor..

Arsiv Haziran, 2008


düz ovada keklik gibi sekeriz

19 Haziran 2008 Yazan* polip | Kategori* başlangıçlar, iç kıpırtısı, seyir

temmuza kadar yokum.. bu yokluktan mutlu ve genleşmiş olarak dönmeyi umut ediyorum.. her şeyi bıraktığım gibi bulabilmek isterim.. vs. böyle işte.. sevgiler ve diğer şeyler..

bir bağırış bir çağırış.. hemen kumandaya yöneliş; nasıl unuturum’lar, dün değil miydi’ler, neler oluyor’lar.. önce star, sonra atv.. 15 dakika boyunca n’oluyor yahu! ayaklarından kurtulamama’lar.. yapılan seviyesiz sunucu yorumlarına dayanamayıp yok mu şunu veren bir ecnebi kanal, diye aranma’lar.. 3. golden sonra telefona atılıp kardeşi arama’lar; “izliyor musun? hahahi hihihi” diye kırmızı karta kadar eğleşmeler..

sonuç? taşkınlıklarını etrafa saçmak için her daim hazır bekleyen güruha gün doğar.. ben de yavaşça kendime doğru çekilir ve izlediğim boktan animenin yerine koyabileceğim orta güzellikle bir film aramaya başlarım.. bu uğurda önce şunu izlerim; sonra *bunu okurum. şiir sevmem demiştim, değil mi? ama işte bazen bir şiirin ya başı ya sonu, bir yeri dokunuverir insana..

ritim. küçük lükslerle hayatı renklendirmeye çalışmak.. kafanı kaldırıp gökyüzüne hiç bakmamak.. bu sıcakta yemek yemeyi sürdürebilmek için ne olmak gerek? şunu izliyorum.. uzun zamandır bekletiyordum.. sabahları iyiyim, akşam olunca fenalaşıyorum.. yaptığım bütün planları iptal edip, görüşeceğim bütün insanları ekiyorum.. komşunun sürekli gıcırdayan, uluyan kapısını dan! diye kapatmasına ve bundan şu kadarcık bile rahatsızlık duymamasına anlam veremiyorum.. akşam olunca bilgisayarıma indirdiğim onlarca dizi, film ve belgeselden hangisini izleyeyim, diye düşünmeye başlıyorum.. bunlardan birinde kendimle özdeşleştirebileceğim acınası bir gerçekle yüzleştiğimde mutfağa gidip bulaşıkları sinirli sinirli takırdatıyorum.

sevdiğine dokunamadıktan sonra kendi kendine bunu yapmışsın ne yazar?

yalnız, sessiz ve işsiz kalamayan bir insanım.. işsiz dediysek herhangi bir boş işi de gayet iş edinebilmemden bahsediyorduk, biz.. bu durumu zayıflığıma, geçmişte sıklıkla yaptıktan sonra sıkılıp tüm yaptıklarımın tam tersini yapma ihtiyacıma ya da sıkıcı bir tabirle modern insanın çıkmazına yorabiliriz.. bunu yapabileceğimizi biliyorum çünkü uykum var; gözlerim ağrıyor. büyük ihtimalle numaram büyüdü.. buna ek olarak midem de bulanıyor. yine de tatile çıkarken liste yapan insanlardan değilimdir, demedim hiçbir zaman.. aksine pek severim liste yapmayı.. kılavuzları da severim.. 2. şemada görülen hedeyi 4 numaralı bıdıya geçiriniz.

heyecanlıyım.. ilk defa yapacağım bir şey değil.. ama içim havalanıyor garip bir şekilde.. biraz da korkuyorum ki nesnel gerçeklik karşısında korkuya kapılmak gibi bir huyum yoktur.. üstüne bu korku, dehşete düşüren değil de ayaklarımı yerden kesen bir korku.. ne demekse? seke seke gitmek istiyorum gideceğim yere, sanki orada beni çok güzel şeyler karşılayacakmış gibi.. aslında bu durum, kötüye işaret.. çünkü genelde bir şeyi çok istediğimde bir taraflarımda patlar, zehir zıkkım olur.. her türlü iyi niyet, iyi dilek, reiki, chi, şusu busuya ihtiyacım var..

öz çözümleme, deneme x: korktuğum şey, bildiğim bir şey değil..

hatunla aramızda bir yaş var bana “sen daha küçüksün.” diyor.. şu insanlar beni çok eğlendiriyorlar.. paylaşamadıkları bir şeyler var ama.. neyse, yaşıyla övünen insanları anlamakta zorluk çekiyorum.. herhâlde hâlâ ergen olduğuma ve kimseden üstün olmadığıma inandığım için.. bu arada sol elimle yazdığım ‘k’ler kelebeğe benziyor.. güzel buluyorum bunu salak salak.. aslında daha çok bir teslim oluş, çünkü sol elim kendince bir yazma stili benimsemiş durumda.. sağ elim, daha oynak, daha vurdumduymaz, adam sendeci.. sol elimse, kesinlikle daha düzenli, mükemmeliyetçi ve yaratıcı..

genç makaklar rahatsız ama bazı makaklar var ki her daim rahatsız.. allah rahatlık versin, ne diyeyim? senede bir görüşelim.

benim de kendime sakladığım şeyler var.. birkaç ceviz kırdım; bir iki yumurta; ama en çok da bardak.. kalp kırmışlığım da var ama ancak hak edenlerinkini.. kendimi yalnız ve güvensiz hissettiğim an, çünlüğe koşup bir yazı yazıyorum.. sanki biriyle anında bir iletişime geçmişim gibi.. aslında bir bakıma öyle de.. garip bir iletişim var çünlük semalarında.. seviyorum. sayesinde bir sürü harika insanın varlığından haberdar oldum; birkaç iyi insanla tanıştım.. ama eğer illa ki yazının başına döneceksek şükürler olsun ki kırdığım hiçbir ceviz dönüp dolaşıp kıçıma batmadı.. bu akşamki maçın sonucunu 2-1 olarak tahmin etmiştim ama tersten; millîler beni yanılttı. yine de çok yanlış var..

bu arada başlık, yıllar önce okuduğum bir haberi hatırlattı.. uyuşturucu kuryeliği yaparken yakalanan kızın ailesi anlatıyor: amsterdam’da uyuşturucuya karışmış, temizlenmesi için istanbul’a yollamışlar.. bravo, demiştim ben bunu ilk okuduğumda.. temiz insan işte, nereden bilecek hangi yollar nereye çıkar?

paul: You know what’s wrong with you, Miss Whoever-you-are? You’re chicken, you’ve got no guts. You’re afraid to stick out your chin and say, “Okay, life’s a fact, people do fall in love, people do belong to each other, because that’s the only chance anybody’s got for real happiness.” You call yourself a free spirit, a “wild thing,” and you’re terrified somebody’s gonna stick you in a cage. Well baby, you’re already in that cage. You built it yourself. And it’s not bounded in the west by Tulip, Texas, or in the east by Somali-land. It’s wherever you go. Because no matter where you run, you just end up running into yourself.

ben bu filmi bu kadar çok sevmekte haksız mıyım? ve asıl soru şu: esin kaynağı romanı okuduğumda da aynı şeyleri hissedecek miyim? öğrenmenin tek yolu var..

dün gece şu filmi izledim. konusu kısaca şöyle: 30 yaşında bir adam, hâlâ annesiyle yaşamakta ve günlerini içerek, porno izleyerek ve internette gezinerek geçirmektedir.. hemen bağ kurdum; yine de pek umutlu değildim filmden; kim bilir yine hangi filmi araştırırken imdb’nin “tavsiyeler” kısmında bulup izleyelim bari, dediğim bir filmdi.. film boyunca anladım ki: “ben kim oluyordum ki bir kuzey ülkesi filminden umutlu olmuyordum?” aslında son zamanlarda hep güzel filmler bulup izliyorum.. pek keyifliyim bu bağlamda.

Lola: So, what do you do?
Hlynur: Nothing.
Lola: What kind of nothing?
Hlynur: The nothing kind of nothing.

………

Lola: … you’re not seventeen anymore! get real! wake up! and get yourself a purpose, get yourself a life!
Hlynur: get myself a life? what’s life?
Lola: this.
Hlynur: well, I’m not very impressed.

beni böyle kıkırdatan filmleri çok seviyorum.. bu arada hâlâ sözü edilen çok garip bir şeyi beklemekteyim*..

*buraya bir tebessüm ekleyebiliriz.

ben, bunu yemek istiyorum

10 Haziran 2008 Yazan* polip | Kategori* başlangıçlar, iç kıpırtısı, içimdeki cin

bir gün kilerde kafam güzel, oturuyorum. birden çatıdan içeriye turfanda bir karga düştü. hiç vakit kaybetmeden masa örtüsünün üzerine sıçrayıp armudu yere devirdi. sonra kapıdan koşarak çıkıp mutfağa geçti ve akbabanın kültürünü yiyip bitirdi. işi bitince bir bardak nehri fiskos masasının üzerine boca etmeyi ihmal etmedi. tam 23 dakikalık bir kovalamaca sonunda onu yakalayabildim ve dışarı bıraktım. hemen en yakındaki annenin üzerine tırmandı.* düşündüm de kafam biraz fazla mı güzelmiş?

*evet, aynen böyle oldu.



Opera

adalar


pek güzeller


sanki


inan, neden bilmiyorum

ücretsiz tarot servisi [at, eşek, domuz] cimeyıl nokta hede

evet, sanki hede hödö ama zaten kimse vıdı bıdı..


..