polip büyüyor..
içine hayalet kaçmış cd player, çalmayı kesti.. ona neden sustun? diye sormak aklıma gelmedi; kafasına göre çalmaya başladığında neden çalıyorsun? demediğim gibi.. bence insan ruhundan anlıyor.. mutfak keyfinden de!
eğer metroda hiç tanımadığınız biri, yanınıza oturup parti yapmak isteyip istemediğinizi sorarsa bilin ki bunun nedeni, parti yapmak ister bir hâliniz olması değildir..
eğer biri çıkıp “şubat ayı, aşk ayıdır.” dese ona “hey, dostum, yanılıyorsun!” demem.. uçağım düşsün istiyorum.
biraz idea of evil, biraz human instrumentality project, üzerine de cila olarak gundam ekleyince pek güzel geass evreni oluşmuş..
lelouch, hep ore diyor.. yaşı gereği boku demesini bekliyor insan.. ama yükümlülükleri gereği… o başka.. hem a gentle soul hem the chick magnet.. güzel şeyler bazen ağır geliyor.
bazı şeylerin sevilmesinin bir nedeni varmış.. aleviler hakkında duyduğum tüm o şeyler; bütün etrafımı kaplamış olan kürt düşmanları; o cehalet kokan bayık, yavan milliyetçilik… sizin gibi düşünmeyenler de var.. neyse ki..
şu aralar windows 7, beni şaşırtıyor.. öyle ki bunu yapan microsoft olamaz, diyorum. kendini aşmak böyle bir şey belki de.. şimdilik herşey sakin..
dişçimi aramam gerek.. “polip, sen neredesin?!” diye azar yiyeceğim yine..
yoga yaptığımın ertesi günü bacaklarım ağrıyor.. yoga dediysem daha bir iki hareket.. en basitlerinden.. yoga deyip geçmeyin, ne bağdaş kurup ommmmlamak ne de piknik örtüsünü yayıp serilmek. nefes, zihin ve kaslar..
spor salonuna ara verdikten sonra yerini dolduracak güzel bir uğraş.. tek sorun sabahları yataktan kalkıp bu hareketleri yapacak enerjiyi bulamamak.. motivasyon ve enerji düzeyim hava karardıktan sonra tavan yaptığı için olsa gerek, gece yatmadan önce yapmam gereken sürüyle görev-liste-şey edinmiş durumdayım..
kendimi yoruyor muyum, diye düşündüm geçenlerde.. sürekli bir şeyleri bitirmek, sonlandırmak için koşturuyorum, her şeyin listesini tutuyorum.. ve o listeler bitmek ne kelime, sürekli artıyor! hâlbuki dışarıdan evden işe, işten eve gitmek dışında bir bok yapmayan bir kız kurusu gibi görünüyorum.. aslında yaşımı bilmeyenler için kız kurusu bile değilim.. küçüğüm daha. büyümem gerek; büyüyüp bütün dokulara yayılmam …
yeniden dizi izlemeye başladım. iletişim hâlâ yararsız. onların kafasına girmeyi çok isterdim. onların dünyası farklı. her şeyi doğru yapıp bu kadar kötü hissetmek ancak bir ne olabilir?? mesela intihar etmekle intihara teşebbüs etmek arasındaki farkı bilmemek gibi.. dünya, aptal ve boş insanların eğlence parkı; etekleri ve korku tünelleri var.
ceviz sezonu geçmek üzere.
insanlar kafayı yemişler. bu bir.
sonra 6 saat uyuyup, 12 saat çalışmak, çalışmaktan başı dönmek, taleplere yetişememek, en sonunda eve gitmek, yeşim taşlarını ısıtıp ağrıyan ayakları şımartmak…
digiturk plus, bana dizi izlemeyi yeniden sevdiren şey.. durdur, başlat; kaydet, izle. artık TIVo‘ya özenmiyorum. bu da iki.
beyaz arabalar ve diğer beyaz şeylerle ilgili uzuuuuun bir yazı yazmak istiyorum. kısmetse seneye, kışa, yaza ve bir ömre…
işte iş dışında herşeyi düşün.. işten sonra spor salonunda sürekli yaptığın hareketler dışında herşeyi düşün.. eve gel, soğuk duşta temizlenmek dışında herşeyi düşün.. sözleşildiği üzere, karnını doyurur doyurmaz, söz edilen mekâna git.. bir yandan konuşmalara katılıp bir yandan dinlerken bunlar dışında herşeyi düşün.. maksat insan içine çıkmak..
işte, getirmişler cevizi, yeşil yeşil.. belli yani olmamış işte! yok ben bunu kırarım yerim, havası ısrarla.. işte süt süt beyaz beyaz.. olmamış kardeşim! süt fındık iyidir hoştur ama cevizin olmuşu makbul. hem ceviz sezonu açılınca haber vereceğim ben; of, hâlâ çerezin sürpriz yapacağı a’nı bekliyorum..
uzun süre ölümü düşündüm.. şimdiyse pencereler hep açık. gece deniz kuşlarıyla yatıyorum; eskisi gibi gülüyorlar, ağlıyorlar ve alay ediyorlar.. sabahsa serçelerin neşeli cikcikleri ve kırlangıçların oyunbaz çığlıklarıyla uyanıyorum.. odama gün ışığı giriyor.. sonra kedi gelip yatak başımda keyif yapıyor.. yalnız olmadığımı hayal ediyorum.. her yer sessiz.