polip büyüyor..

Arsiv ‘yeniden’


sevmeye çok hevesliyim. öyle şeyler varmış ki bu hayatta ne eşsizler ne de olağanüstü ama sizi her seferinde yerinize çakar, kanınızı dondurur, adrenalinden mideniz yüreğinize fırlar - tam bu noktada içtiğim yeşil çay yanlış yerlere doğru aktı ve işte sevgili yaşamdan okkalı bir tokat daha yemiş oldum. kısacası anlamadığın konularda hava atma, sümsük! demiş oldu bana bu boktan hayat.

ama olsun o kadar acayip şeyler dinliyorum ki ona kızamıyorum bile.. aşk dediğimiz şey, kesinlikle iki kişinin birbirine duyduğu şey değil. daha doğrusu aşk, olayın özü değil. olayın özü çok, çok başka.. her şey kendini keşfetmekle başlıyor ne de olsa…

insanlar hep saçma sepeplerden tanışıyor

06 Ekim 2008 Yazan* polip | Kategori* gaip vurdu, seyir, yeniden

hayat, aslında bir bilgisayar oyunu. bunu hepimiz biliyoruz. sen de ben de o da bu da şu da… bir aşamadan diğerine geçmek ne kadar güzel, değil mi? ben, bilmem kaçıncı aşamadayım. oo senin daha yapacak çok işin var. bak, şu aşamada böyle olacak, onu değil de bunu yap, demek ne kadar harika hissettiriyor değil mi kendimizi? ben bir aşamada takılırsam, fazla uğraşmam o oyunu bırakırım. işte hayat da böyle bir şey dedik ya.. bırakmışım. hangi aşamada olduğumu hatırlamıyorum ama artık insanların bahsettikleri şeyler anlamsız gelmeye başlayınca gidecek yeni bir yer aramaya koyuluyorum. doğru, büyümek istemiyorum. neden isteyeyim ki?

doğru zamanda doğru yerde olup doğru insanlara doğru şeyleri söyleyen insanları takdir ediyorum. her sene bir diğerinden daha iyi geçiyor, değil mi? zaman yok. hepsi birer yanılgı. oyun bozuldu. hiçbir aşamayı geçemeden aşamalar arasında dolanıp duruyorum.

mazeretler uydurma, sorumluluk alamama, gerçekleri görememe… evet, evet, evet.. bir sonraki bölüm, lütfen!

çünkü tanrı onları öyle yarattı

03 Ekim 2008 Yazan* polip | Kategori* gaip vurdu, seyir, yeniden

dün, bir e-posta aldım; mutlu oldum. sabahki beeh hâlim geçer gibi oldu, buraya geldim bir sürü şey yazdım. sonra blogsayfasi patladı. şöyle demişim:

pazartesiden beri hiç olmadığı kadar yoğun bir sosyal hayatım var. 3 günlük sosyallik iliklerime kadar işlemiş durumda.. her yerim ağrıyor, keyfim yok. gücümü yeniden toparlamam için bir günü kendi başıma geçirmem gerek. bu bayram denen şey bana hiç yaramıyor. ne var ki bu sabah da yoğun bir plan programın gölgesinde başladı.

sözde sabah 10′da kalkılacak, kahvaltı edilecek ve doğru spora gidilecekti. 12′de telefonla uyandım. kahvaltıdan sonra her zamanki gibi bayılma evresine geçince vücudum ve zihnim aşırı sosyallik belirtilerini göstermeye başladı. sporu ek, sporu ekersek banyoyu da ekeriz böylece akşam üstü sevgili arkadaş toplantımıza gidecek tren yolculuğu için yeterince enerji depolamış oluruz, diye hesaplamalar yaparken bilgisayarımı açtım.

antony severler için! diyen bir eposta almışım. zihinsel yorgunluğum birden yerini dinç ve huzurlu bir akla bırakıverdi. böyle şeyler oluyor hayatta.. gerinip duruyorum. birazdan giyinip spora gideceğim sanırım. aynı postanın kaç kişiyi daha mutlu ettiğini düşünerek salak salak sırıtıyorum.

blogsayfasi yazımı yayınlamayı ve hatta kaydetmeyi dahi reddedince bütün gün bilgisayar başında kaldım sonra da 3 kapı yaptım. sonuncu kapı pek uzun ve güzel geçse de gecenin sonunu ve sabahın genelini I-hate-myself-and-I-want-to-die kıvamında geçirince bir şeylerin kesinlikle ters gittiğini anlamış bulunmaktayım. bir daha böyle olmayacak demiştim kendime.. yanlış bir evrendeyim oysaki ve çıkışı acilen bulmam gerek. bahar kuşunun yalancı ciklemelerine dönmekten başka çarem yok. mutlu olmak, acı çekmek(tir).

kalp kırıklığı acı verir

01 Ekim 2008 Yazan* polip | Kategori* seyir, sol elim, yeniden

hadi baştan sayalım: oğlak, boğa, koç, yay, ikizler.. benim canım akrep çeker.. balığın şöyle bir tadına bakarım.. gerisini çöpe sallarım.. gezegen nihilistleri iş başında! ben bunlara katılmak istiyorum. bir gezegen nihilisti olarak ilk işim, gezegenin aslında var olmadığına dair türlü türlü kuram üretmeye ant içmiş yoldaşlarıma yardım etmek olacaktır tabii ki.

ben eskiden böyle değildim. artık insanları bayramlarda ellerini, yanaklarını öpmekten ya da tam bir sene sonra onları görmekten dolayı ne kadar mutlu olduğuma inandırabiliyorum ve hatta ben de buna inanıyorum. acaba gezegen nihilistleri bunu bilse beni işe alırlar mı?

havaların bu kadar çabuk soğumasını içime sindiremiyorum.. gerçi kışın daha çok param olduğundan olsa gerek kışlık giyeceğim daha çeşitli.. ama yine de daha ekim bile gelmeden şortlarıma veda etmek.. bilemiyorum.. geçen kış gibi bu kış da baharı erkenden getirecek şansım olmayacağını biliyorum.. çok uzun bir bahar yaşadım. şimdi bitti.. gerçek anlamda..

tarih. tilki. tekerrür. dükkân. döngü. kürk. olan bu.

romantik salı kuşağında bu hafta

13 Eylül 2008 Yazan* polip | Kategori* başlangıçlar, seyir, yeniden

“ayh! çok sıkıldım! artık yazmayajaam.” desem şimdi kimse de gelip “aa, hiç olur mu öyle şey, kuzum!” demez, biliyorum. ama sorun bu değil. çünkü bir yerlere gidip bir şeyler görüyorum ve bu canımı sıkıyor. seni şimdi daha iyi anlıyorum, demek istiyorum şimdi ona.. yani desem yeridir. yani eğer bir yazma tarzım varsa ve ona dahi sahip çıkamıyorsam neden ki? neden yani? daha önce diğer tarafta geri dönüp de yazdığım şeyleri tekrar okumaktan ne kadar narsist bir zevk aldığımı yazmıştım.. en azından o bana kalsa.

yıllar sonra ilk defa iş görüşmesine gideceğim. her şey yolunda giderse bugüne kadar taşıdığım pek çok şeye sırtımı döneceğim. bir yetişkin olmayı kendime yedireceğim. bu kadar. dayanma sürem en kötü ihtimalle 3 hafta en iyi ihitmalle 6 ay. tahammülsüzlüğüm beni bile aşıyor.

arıcılar iflasla karşı karşıya

23 Ağustos 2008 Yazan* polip | Kategori* başlangıçlar, seyir, yeniden

sevgili blogsayfası,

özenle yazılarıma atadığım tüm kategorilerimin silinmesi beni çok üzdü. her yazıdan sonra yedekleme yapma alışkanlığı edinmeliyim anladım ki. çünkü baktım da en son ne zaman yedeklemişim, diye tam 4 yazı açıkta kalıyor.. neyse canım onları da makul bir şekide ekleyeceğiz artık. umarım bu yedeklenmiş xml dosyasını içe aktarmamla her şey normale döner. yoksa aramızda bir şeylerin kopacağından eminim ki yazık olur.

çok anlamsız şeyler olmakta, blogsayfası! beynin bulanmış senin! yazılarımı neden kaydetmiyorsun? ayrıca yazdığım her kelimeyi sayman da endişe verici. neyse geçici bir durum olduğuna kanaat getirmenin yerinde olduğunu düşünüyorum.

panik yok! her şey normale dönmüş, umduğum gibi. geçici bir durum olduğuna kanaat getirmek, yerinde bir davranışmış. çok olgunum, çok. ancak aynı olgunluğu şu diziyi aniden, hem de son bölüm öncesi yayından çeken trt için gösteremeyeceğim. ancak beni bu şekilde yıldıramazsınız.

insanlar 6000 yıldır bal topluyor

15 Ağustos 2008 Yazan* polip | Kategori* seyir, yeniden

2005 senesi yazılarını okumaktan sıkıldım.. biraz ara verelim, dedim. birkaç seçenek değerlendirdim. kafamdaki imgelerin dürtmesiyle emule açtıım.. portlarımda sorun varmış. şimdi uğraşamam, dedim, kapadım.. çalışmak istemiyorum. bu seçeneği de değerlendirdim. ama istemiyorum. aşağı indim. çiğbörek ve pasta yedim. çay içtim.

şimdi de spora gitmesem mi ki, diyorum. pasta yiyince hep böyle oluyor.

yeni bir iş aldım. pek çok başlık çıkardım. keyfim yok. kafam kazan gibi. canım sıkkın. biraz da yaşlı ve mutsuz hissediyorum. aklıma geldi. şurada “niyeyse” demişim. aslında nedeni belli. yıllar önce elimde bavulum o şehirden bu şehire gelip giderken tren yolculuğunu tercih ediyordum. o zamanlar zayıf, güçsüz ve kalpi kırık bir kızcağız olduğumdan olsa gerek beynim de pek çalışmıyor olmalıydı ki bavulumu alayım derken yaşlı bir kadının beynine indirmiştim. bütün yolculuk boyunca şen şakrak olan kadın, bir anda sustu, tek bir kelime söylemeden ben inene kadar sadece sabretti. önünde daha 7 saatlik yolculuk vardı. beyin kanaması geçirir mi acaba, diye düşünürken bir yandan da gülmemek için kendimi zor tutuyordum.

bu salaklığımla vagondaki herkesin dili tutuldu. yurda ya da okula gidip “ay, bugün salak kızın teki yaşlı bir kadının beynini yardııı!” demeyi bekliyorlardı belki de. o gün bu fiziksel güçsüzlük canıma tak etti. kendi bavulunu bile taşıyamayan bir insandan ne olur ki? diyerek gerekli çalışmalara başladım. o gün bugündür kas diyorum.

… oysaki tüm bu zaman boyunca benim aklımda 10-12 sene geç doğmuş olmayı dilememi sağlayan baştan aşağı güzel cengâver vardı.. şezlongu istemesi, bizimkinin kendinden geçip şezlongunu verivermesi, geri geldiğimde “kusura bakmayın, şemsiyeyi de aldık.” demesine son derece sakin “onu geri almak zorunda kalacağım.” demem, tüm bunlar, bütün kozları doğru oynayan bir küçük yavrunun kur yapmalarına bu kadar kayıtsız kalabilmem.. sonra her tatile çıkışımda okuduğum o anlamsız tatil gazetelerinden öğrendiğim bir iki laf öbeği: viyana’sını.. ikoncan.. gerçekten neler oluyor böyle?!

istanbul’daki yaşlı başlı ayılardan sonra tertemiz bir köy çocuğu, doğal insan.. gerçekten de vay anasını, sayın polip! bir 10 sene sonra görüşelim canım.. ayrılırken “doksanlılar, sana emanet.” diyorum bizimkinin kulağına, pis pis sırıtıyor..



Opera

adalar


pek güzeller


sanki


inan, neden bilmiyorum

ücretsiz tarot servisi [at, eşek, domuz] cimeyıl nokta hede

evet, sanki hede hödö ama zaten kimse vıdı bıdı..


..