polip büyüyor..
sonunda hava biraz soğudu.. hatta bir miktar sulu kar bile yağdı.. hafta sonu kar var, diyorlar; ama ben hâlâ -12 derecenin hayalini kuruyorum. eğer olursa 7-8 yıl önceki gibi şehrin ayazında sokakları arşınlıyor olacağım..
eğer olursa…
yeniden dizi izlemeye başladım. iletişim hâlâ yararsız. onların kafasına girmeyi çok isterdim. onların dünyası farklı. her şeyi doğru yapıp bu kadar kötü hissetmek ancak bir ne olabilir?? mesela intihar etmekle intihara teşebbüs etmek arasındaki farkı bilmemek gibi.. dünya, aptal ve boş insanların eğlence parkı; etekleri ve korku tünelleri var.
ceviz sezonu geçmek üzere.
insanlar kafayı yemişler. bu bir.
sonra 6 saat uyuyup, 12 saat çalışmak, çalışmaktan başı dönmek, taleplere yetişememek, en sonunda eve gitmek, yeşim taşlarını ısıtıp ağrıyan ayakları şımartmak…
digiturk plus, bana dizi izlemeyi yeniden sevdiren şey.. durdur, başlat; kaydet, izle. artık TIVo‘ya özenmiyorum. bu da iki.
işte iş dışında herşeyi düşün.. işten sonra spor salonunda sürekli yaptığın hareketler dışında herşeyi düşün.. eve gel, soğuk duşta temizlenmek dışında herşeyi düşün.. sözleşildiği üzere, karnını doyurur doyurmaz, söz edilen mekâna git.. bir yandan konuşmalara katılıp bir yandan dinlerken bunlar dışında herşeyi düşün.. maksat insan içine çıkmak..
işte, getirmişler cevizi, yeşil yeşil.. belli yani olmamış işte! yok ben bunu kırarım yerim, havası ısrarla.. işte süt süt beyaz beyaz.. olmamış kardeşim! süt fındık iyidir hoştur ama cevizin olmuşu makbul. hem ceviz sezonu açılınca haber vereceğim ben; of, hâlâ çerezin sürpriz yapacağı a’nı bekliyorum..
yazmadığımı sanıyorsunuz ama aslında bol bol yazıyorum. sadece başka bir yerde. bunu da belki nispet belki kerizlik belki de hiçlik olsun diye yazıyorum. aslında yazmak değil de okumak şu günlerde beni cezbeden..
hani oluruna bırakacaktım? hâlâ didik didik didikliyorum.. hiç akıllanmamışım.. seneler sonra bile hiç değişmemişim.. etrafımda kendimden daha iyi gördüklerim ve kendimden daha kötü gördüklerim.. hepsinin gerçekliği kendine; belki daha iyiler belki daha kötüler.. benim sorumsa: onlar yapıyor da ben neden yapamıyorum? dediğim gibi, hâlâ aşama geçmekle ilgili ciddi sorunlarım var.. iletişim, gerçek değil.
geç bunları… ya da bir düşünürün dediği gibi: “bırahh yaau!”
uzun süre ölümü düşündüm.. şimdiyse pencereler hep açık. gece deniz kuşlarıyla yatıyorum; eskisi gibi gülüyorlar, ağlıyorlar ve alay ediyorlar.. sabahsa serçelerin neşeli cikcikleri ve kırlangıçların oyunbaz çığlıklarıyla uyanıyorum.. odama gün ışığı giriyor.. sonra kedi gelip yatak başımda keyif yapıyor.. yalnız olmadığımı hayal ediyorum.. her yer sessiz.
ık mık
yalnızlık, korkular, sıkıntı.. depresif hâller ve diğerleri.. bunlar ağır bastıkça dikkat azalır; hatalar artar; tehlikeli işlere kalkışılır.. artık bilgisayarı kapatıp bakışımı başka bir yere yöneltmek istiyorum. tüketmek, doymak değildir. gezip dursan da otursan da âşık değilsin.. orkestra da böyle söyledi. sorular.. sorular.. şükretmeler.. yermeler.. üflemeli ve yaylı sazlar.. sonra bir de o yazıdaki sazlar var.. köpüklü sazlar..
of, bilsem ki herşey yolunda gidecek… bugün düşündüm de aslında bütün o davranışları, kaprisleri, onu yeterince sevmediğimi düşündüğündenmiş.. savunma makinaları, 10.500 beygir gücünde.. evet, düşündüm de onu hiç anlamaya çalışmamışım, dinlememişim.. bu değişmeyecek. birilerinin kalbi kırılacak..
narsist
merhaba. ben ergen dalton. bütün hayatımı suratınıza böğürmek istiyorum. ilk olarak, aziz yahya‘nın çayırlarını yaktılar.. üzerlerinde yuvarlanıp otların arasına burnumu sokaraktan kokularını içime çekmeme ramak kalmıştı ki.. yandı bitti kül oldu. onun yerine bana kimyasal kanatlar takmak istiyorlar. bahar kuşu, hâlâ ayaklarımı yerden kesiyor. ancak kendisi beni alıp uzaklara uçurabilecek kadar etkili değil. “sağlık sektörü çok korkunç, anacım.” neyse ki hepimiz sicko‘yu izledik de hâlimize şükrediyoruz.
son olarak, çocukken lady oscar‘ın erkek olduğunu sandığım zamanlarda ona âşıktım; şeker kız candy‘yi hiçbir zaman sevmedim.
*but it seems that I am free.
şimdi şunu söylemek istiyorum: “tuulia imparatorluğu bitmesin.” diyerek beni güldürmüş, neşenlendirmiş insan bay kırıkkalp başta olmak üzere beni tuulia olarak kabul edip takip ederken polip olarak neden dışlıyorlar? evet, sormak istiyorum!
aslında bir bok sorduğum yok; geyik yapıyorum. cıvıyorum. zaten kendini beğenir bir hâldeyim.. şunu anladım şubat ayında bana bir şeyler oluyor. bahar geliyor. yaylanarak, sekerek yürüyorum yollarda.. kendi good fortune klibimi çekip “ooh, ne güzel ayaz da çıkmış, mis gibi!” şeklinde coşuyorum kendimce..
kış, soğuk, şubat.. hepsi çok güzel. tek eksik, kar. bu gece spor salonundan eve yürürken durağın önünde duran bir taksinin yanan farlarının ışığında sanki karımsı küçücük nesneler gördüm.. herkes kar soğuğu diyor. eskişehir’i özledim.. geceleri pırlanta gibi parlayan yeni düşmüş karlarını özledim. soğuğunu özledim. özlem bana çok yabancı, o yüzden olsa gerek özleyince çok seviniyorum.. bu arada üstüme vazife değil ama bence biter..