polip büyüyor..
zamanın kaybolma arzusuna hayranım.. özellikle yanlış işler yaparak ya da hiçbir şey yapmayarak yaşayanlara karşı çok acımasız. son 6 senemi bir yere koyamıyorum.. bundan sonraki 10 yıl da böyle geçecek bu gidişle.. ağlayalım mı? bundan bir bok olmaz, diyerek benden sıkılacak, bana acıyacak, “zavallıcık” diyecek arkadaşlarım sızlanmalarımdan kurtulmak için bana sırtlarını dönmeden ben mi gideyim mesela?
hello loser! duydum ki herkes 10 adım atarken sen tavanları izliyormuşsun.. pek iyi! şimdi o bekle, diyen sese sormak isterim: neredesin? hâlâ bekliyorum. keşke başlıktaki inciyi kimin döktüğünü hatırlayabilseydim.
ringin kenarında yırtılan şortunu değiştiren k1 dövüşçüsüne “nice ass!” diyen eğlenceli asyalıya saygı ve sevgilerimi sunarım.
üst üste 5. amerika açık şampiyonluğu. ağzım kulaklarımda. bütün maçı bu şekilde izlediğim düşünülürse…
gördüğünüz üzere çok sportif bir insanım. hem atletik hem duyarlıyım.
hiçbir şey saf değil.. söyleyeceklerim var. elimdeki kitap bitmek üzere.. ve ben gerçekten çok ama çok üzgün hissediyorum. denetleyemediğim durumları sevmiyorum. mesela bir sorun varsa çözülür. onca uğraşıdan sonra sorun, çözülemiyorsa çöpe atılır ve yenisi gelir. ama insan, kendi kuyruğunu kovalayan bir küçük hayvana dönüşmüşse.. evet, söyleyeceklerim bu kadar.
havadan mı ne, kendimi çok isteksiz hissediyorum.. aynı zamanda birilerine ihanet etmiş gibi de.. sanki birilerini kandırmışım, atlatmışım, hile yapmışım da öne geçmişim.. hâlbuki ne kadar gerideyim.
bu adamı sever misiniz? ben çok severim. şu filmi ilk kez izlediğimizde gülmekten gebermiştik ev arkadaşımla.. konuşan kopuk kafalar falan.. sonra nerede filmini yakalarsam izlemeye başladım.. şu televizyon serisinde izlediğim en güzel bölümlerden birinin de sahibi yine kendisi.. tabii ki korku filmi çekmek çok zor bir olay; her zaman komik duruma düşme ihtimaliniz var.. belki bu yüzden çocukken korku filmlerini, komedi filmlerinden daha eğlenceli buluyordum.
bu hiç bir amacı olmayan yazımızı da amcanın kendi sözleriyle bitirelim bari:
“[Phenomena (1985)] was inspired by something I heard about insects being used to solve crimes, and because insects have always fascinated me I began to make a story around this idea. You know, it’s a terrible thing, but there are many insects that are disappearing. Becoming extinct. But most people only want to kill them. You know, insects have souls, too; they’re telepathic . . . amazing. People want to save the whales and dolphins, but nobody wants to save the insects. I’m a vegetarian, because I don’t want to kill things to eat.”
kısa kısa anlatmak istiyorum her şeyi.. mesela ewan, ivan, sex, seks, cinsiyet, kadın ve erkeğin anatomik özellikleri desem anlar mısın? büyük ihtimalle, hayır.. aslında uzun uzun da yazdım ama sevmedim.. bu kadar dil dökmemeliyim sırf bazı hıyarlar neyin ne olduğunu hâlâ çözemediği ve kendi ilkel beyinlerinin duvarları arasında dünyayı keşfettiğini sandığı için.. gerçi hangimiz bunu yapmıyoruz ki? ama en azından ben bununla övünmeye kalkmıyorum, diye avunabilirim..
git, sex neymiş, sexless neymiş, anatomi neymiş bir öğren.. yetmezmiş gibi: “hadi en azından bir evın dersin hiç olmadı ivın dersin ama asla ve asla ivan demezsin” diye eğleşirken nasıl bilebilirdim ki başıma geleceğini? bırakın belgeseller asıl dillerinde yayınlansın bari.. yetti bu eziyet!
“bir ay kadar önce evimin arkasındaki ormanda başıma çok garip bir şey geldi. inanılmaz bir şey olduğunu fark ettiğimde yürüyüşe çıkmıştım. eminim sen de bunu daha önce yaşamışsındır. havanın birden soğuduğunu hissettim ve biliyordum ki çok yakında gerçeği ortaya çıkarmam gerekecekti.
“bir gün önce arkadaşım darla aramıştı ve bana kelsi’nin garip davranan bir sokak köpeğiyle ilgili sorununu anlatmıştı. bu yüzden her ikisi için de biraz endişeliydim. sonra bir anda fark ettim ki bir ağacın arkasında en az görmek istediğim insan duruyordu. o an yenilmez olduğumu anladım. psikiyatrımın benzer bir durumla ilgili bana söylediklerini hatırladım. endişeli görünmemem, son derece önemliydi. oldukça sakin, stratejik bölgelere çiğnenmiş sakız öbekleri yerleştirdim ve anında kendimi çok daha iyi hissettim.
“daha farkına bile varamadan kendi kendime gülmeye başlamıştım ve dinlenmem gerektiğini biliyordum. işte gördüğün gibi, mantıklı davrandığım için yürekten şükrediyordum ve tüm bunları sana anlatmam gerektiğini düşündüm.”
*bu hikâye, şurada üretilmiş ve tarafımca türkçeleştirilmiştir.. yani bir halt anlattığı yok..
bence de bu, böyle bir şey.. hatta beni alkışlayan gruba bakıyorum: büyük bir çoğunluğunu kadın ve erkekler oluşturuyor.. uçak kazası raporunu izleyip izleyip uçağa binmek pek akıllıca görünmüyor. zira: “insanlar patlamış mısırlar gibi zıplayıp kabine çarpıyordu.” ölümün kendisi bile bu kadar komik olabilirken yaşamı nasıl ciddiye alabiliriz ki? sayın pilot, lütfen çoluğunuzu çocuğunuzu pilot kabininden uzak tutun; yoksa daha yeni aldığım ve ne yazık ki dikişinin patlak olduğunu fark ettiğim, kısa topuklu 15. çiftimle kafanızı, gözünüzü yarmak isteyebilirim.. aslında bu öfkem size değil.
bir de şöyle bir şey varmış.. evet, ben de o söze inandım bir süre önce ve bu uğurda varımı yoğumu harcıyorum.. henüz bir gelişme yok ama öyleymiş gibi bir yanılsama içerisindeyim ki bu da şimdilik bana yeter..
not: zavallılığını kendi yüzüne çarpmaktan zevk duymak.. utanca diye bir kelime var mesela.
istemiyorum.. hayır, işte! roket‘i finalde izlemek istemiyorum.. garip bir şekilde snooker sevip de bu adamı sevmeyen bir tek ben varım herhâlde.. “ama dünyanın en hızlı 147’sini yapan ‘roket‘i nasıl sevmezsin?” kendisinin en parlak zamanlarında ben snooker izlemiyordum.. şimdilerdeyse kocamış bir mızmız gibi maç terkettiğinde ya da sıkıldım ben ya oynamak istemiyorum, havalarına büründüğünde kendisini sevimli bulamıyorum..
yine de sigarasından bir fırt çekip viskisini yudumlayan ve hâlâ çenesine dayamadan oynayan “hurricane”1 gibi bir oyuncu bir daha gelmeyecek sanırım..
*not so much noble as an animal.
aşağıdaki oylama 20 mart’tan beri, eurosport izleyicilerinin sitesinde verdikleri oylardan oluşmakta. bazı isimler eksik gibi.. mesela hendry. carter. belki ebdon.
20203 votes since Thu 20 Mar
| Answer | Result | Percentage | Number of votes |
|---|---|---|---|
| Ding Junhui |
|
4% | 726 votes |
| Doherty |
|
2% | 351 votes |
| Higgins |
|
6% | 1204 votes |
| Murphy |
|
7% | 1426 votes |
| Maguire |
|
6% | 1212 votes |
| O’Sullivan |
|
55% | 11179 votes |
| Selby |
|
14% | 2755 votes |
| Other |
|
7% | 1350 votes |
şu yukarıdaki listede gördüğünüz isimlerden tam 5 tanesi zaten ilk ve ikinci turda elendi. :) geriye sadece maguire, o’sullivan ve other kalıyor ki benim gözdem maguire.. other için söylenebilecek pek bir şey yok; final maçına kadar kendisinin kim olabiliceğini öğrenme şansımız olacak sanırım. falan filan.. hayat, aslında hep bilinmedik yollar kullanıyor.. böylesi daha güzel değil mi?
“çünkü serin ve karanlık.. gerçekten acıkıyorum.” dedi ayı. keşke onlar da burada olsalar, böylece hep beraber ölebiliriz. fantezi. fantezi. şu sitede bu belgeselle ilgili “sahte! sahte!” galeyanları yükseliyormuş.. ne bekliyordunuz yani? ayı, sırf siz hayatta kalasınız diye karısı ve iki çocuğunu bırakıp ıssız diyarlara mı dalacaktı?
- italya hangi kıtada yer almaktadır?
- … fransa!
tebrikler.. heyecan ve korku.. bir nevi geçici felç. yarışmayı sevmiyorum ama yarışmaları seviyorum.