polip büyüyor..
ve bütün gece ağladım.. her yerde okunmamış kitaplar vardı.. onun sigaraları; kül tablaları; izmarit kokusu.. her sigaranın parmaklarda bıraktığı koku farklı olurdu.. yarısı okunmuş kitaplar; bir türlü bitirilemeyen kitaplar; bir çırpıda okunan kitaplar.. artık parmaklarda izmarit kokusu yok.. benim parmaklarımda.. benim..
benim olan hiçbir şey yok.. benim hayatım yok.. “ama hayat, senin olamaz ki zaten; çünkü sen hayatsın!” eğer hayat, bensem ve ben hayatsam; hiçbir yere gitmiyorum.. üç gece üst üste ağlayabilirsin.. nefesin kesilir, kalp atışların yavaşlar ve tam boğulacağını düşündüğün o anda hayat ağır basar.. burnun akar mesela; sümüğün üstüne başına akmasın, yastığına bulaşmasın istersin.. sonra tuvaletin gelir; tuvalete gidersin.. sen ölsen bile bedenin canlıdır..
“eğer hayat bensem, hayat mazoşist olmalı”
rüyamda yeni yıla tek başıma yabancı bir odada ağlayarak giriyordum.. rüyanın hepsi bu değil, ama önemli bir kısmı..
başka şeyler de söyleyecektim ama beynim, yerinde değil.. özetle: senin gerçekliğin, benim gerçekliğim değil.
ayrıca, buradan hareketle; “çikolatadan nefret eden insanlar, gerçekten mutlu insanlardır ya da gerçek anlamda çaresizliği hiç tatmamışlardır” tezimi görücüye çıkarmak istiyorum. tabiî bu, sadece ana fikir. geri kalan 80 sayfayı telepatik olarak dağıtmayı amaçlıyorum; belki de eylemlerimle açıklamalı olarak göstersem daha iyi… kararsızım.
bence bu böyle olmaz!
bari biraz seçici olun.. ödüller, ödül değil; kâbus! bir de yorum yapılan yazının başlığına bak.. alay ediyorlar sanki.
anime, manga, mugen derken sims 3 çıkageldi.. öyle bir geldi ki ben bir süre buralara uğramam artık. zaten yazamıyorum, zaten şöyleyim, zaten böyleyim…
o kadar çok anime izliyorum ki uzun yazıları okumakta zorlanıyorum.. çok sevdiğim çünlüklere girip girip şöyle bir bakıyorum, sonra da çıkıyorum. şimdiden özür dilerim. sonrası için planım yok.. ama fark ettim ki anime listemi tamamladığımda çok ama çok yalnız hissedeceğim.
herkes yaşıyor, herkes ilerliyor. dünya, görüş alanımdan çoktan çıktı.
zamanın kaybolma arzusuna hayranım.. özellikle yanlış işler yaparak ya da hiçbir şey yapmayarak yaşayanlara karşı çok acımasız. son 6 senemi bir yere koyamıyorum.. bundan sonraki 10 yıl da böyle geçecek bu gidişle.. ağlayalım mı? bundan bir bok olmaz, diyerek benden sıkılacak, bana acıyacak, “zavallıcık” diyecek arkadaşlarım sızlanmalarımdan kurtulmak için bana sırtlarını dönmeden ben mi gideyim mesela?
hello loser! duydum ki herkes 10 adım atarken sen tavanları izliyormuşsun.. pek iyi! şimdi o bekle, diyen sese sormak isterim: neredesin? hâlâ bekliyorum. keşke başlıktaki inciyi kimin döktüğünü hatırlayabilseydim.
ringin kenarında yırtılan şortunu değiştiren k1 dövüşçüsüne “nice ass!” diyen eğlenceli asyalıya saygı ve sevgilerimi sunarım.
üst üste 5. amerika açık şampiyonluğu. ağzım kulaklarımda. bütün maçı bu şekilde izlediğim düşünülürse…
gördüğünüz üzere çok sportif bir insanım. hem atletik hem duyarlıyım.
hiçbir şey saf değil.. söyleyeceklerim var. elimdeki kitap bitmek üzere.. ve ben gerçekten çok ama çok üzgün hissediyorum. denetleyemediğim durumları sevmiyorum. mesela bir sorun varsa çözülür. onca uğraşıdan sonra sorun, çözülemiyorsa çöpe atılır ve yenisi gelir. ama insan, kendi kuyruğunu kovalayan bir küçük hayvana dönüşmüşse.. evet, söyleyeceklerim bu kadar.
havadan mı ne, kendimi çok isteksiz hissediyorum.. aynı zamanda birilerine ihanet etmiş gibi de.. sanki birilerini kandırmışım, atlatmışım, hile yapmışım da öne geçmişim.. hâlbuki ne kadar gerideyim.