polip büyüyor..

Arsiv ‘iç kıpırtısı’


haseo‘nun avatarını her seferinde “come on. come on. I’m right here. skeithhh!” diye çağırmasını, kuhn‘un kendi avatarına tutkuyla bağlanıp “my magus!” deyişinini, kafayı mia‘yla bozmuş endrance‘in androjen güzelliğinin ingilizce seslendiricisinin elinde nasıl da efemineleştiğini düşünüyorum.

tam bir ay boyunca spora 5 6 kez gitmiş olma ihtimalimi düşünüyorum bir de.. içler acısı. sanırım biraz ara vereceğim. tam da kollar güzelleşmeye, göbek adam olmaya başlamışken… romantik bir spor ideali.. ben de avatarıma sesleniyorum o halde: buradayım canım; bekliyorum. bir çaya gel en azından..

ukte notu: ve evet, haseo, sora‘nın tırnağı bile olamaz ama işte protagonistik klişelere çarpmadan üretim olmuyormuş.

kırmızıda geçen bir toplum düşmanı

19 Kasım 2008 Yazan* polip | Kategori* gaip vurdu, içimdeki cin, seyir

demek istiyorum ki eğer olur da size ait bir şeyi istemsiz olarak, fark etmeden almışsam ve buraya koymuşsam inanın ki bunu evrensel bilince ve insan hafızasının güvenilmezliğine bağlamak istiyorum.. saçma bir cümle oldu, değil mi? bazen kelimelere sahip olamıyorum, kaçıp gidiyorlar aklımdan.. o yüzden, günlerdir düşünüyorum.. bazen bir şey yazdığımda bana çok tanıdık geliyor, eğer onu daha önce okumuşsam ya da duymuşsam onu bilinçaltıma alıp sadece özünü hatırlayarak gerisini yani kimliğini unutuyor olmam mümkün.. bunu her şeye yapıyorum; her şeyin özünü alıp genel hatlarını es geçiyorum.. dün tanıştığım insanı tanımıyorum, ismini hatırlamıyorum..

melankoli, diyorlar buna.. yetti artık, diyorlar.. telefonları, bankaları ve gösterişi sevmiyorum. her şeyin özüne inmeye çalışmak tehlikeli, bazıları çok karanlık, bazıları çok çirkin.. 24 ekimde başlayan anime ve manga maceram devam etmekte.. bakalım hangi diyarlara çıkacağız..

salyangozlar için aşk, acıdır

14 Kasım 2008 Yazan* polip | Kategori* gaip vurdu, içimdeki cin, seyir

hayatının bir döneminde en çok istediğin iki şey arasında seçim yapmak zorunda kalacaksın. bu iki şeyin çarpışması, birbirlerini ve bunun sonucu olarak da seni yok edebilecek kadar şiddetli olacak. ikisini birden elinde tutmaya çalışırken harcadığın zamanda belki bunun imkânsızlığını fark edecek, belki de çok değerli olan başka şeyleri feda etmek zorunda kalacaksın. feda, kurban, yitiriş.. hepsi aynı. önündeki yolu aydınlatacak şey, arzu. istediğine ulaşmanı sağlayacak şey, irade. azmini yitirmene engel olacak şey de kendine olan güvenin olacak..

oysa ki bu hayatta bir insanın kendini kaybetmesi ve şüpheye düşmesi o kadar kolay ki.. ne kadar güçlü olursak olalım hepimiz, yalnızız. bu çiftleşme ihtiyacı, -kelimenin hangi anlamı ilginizi çekerse- bizi garip, anlaşılmaz şeyler yapmaya itiyor. bir çiftlik hayali kurup duruyoruz sürekli, elde ettiğimizdeyse çiftliğimize bir şey olacak diye ödümüz kopuyor.

ben olmuşum anime; çiftlik beni n’apsın? demek istiyorum izninizle. söylemek istediğim çok şey var. ama anlamayacağınızı bildiğimden susuyorum. neden? çünkü okuduğum manganın yeni bölümünün çıkmasına en az iki hafta var ve delirmek üzereyim. grifisu! şu japonlar ve dillerinin bir türlü dönmediği yabancı kelimeler. seviyorum.

*

inanılmaz kopuk bir araya girme denemesi: ilk paragrafa bağlı olarak diyecektim ki kimin söylediği konusunda bir anlaşmaya varılamayan sevilen sözlerden biri vardır hani: cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir. hede hödö.. berserk, bunun hikâyeleşmiş örneklerinin en iyisi belki de.. iyi niyet, iyi bir şey değildir. iyi niyet kadar korktuğum başka bir şey yok hatta.. derhal törpülenesi.

gereksiz not: bu yazının bir kısmı günler önce son kısmı ise şimdi yazılmış bu yüzden ne kadar saçma ve kopuk olduğu anlaşılıyorsa şöyledir böyledir. çok mutsuzum. çok gülüyorum.

kimse uyumasın*

26 Ekim 2008 Yazan* polip | Kategori* iç kıpırtısı, molekül dansı, seyir

- hiçbir şey yapmayacağım. söz veriyorum. hemen gideceğim.
- uzanman gerek.
- neden bana yardım ettin?
- düştün.. tam önüme.. bir keresinde beni kurtarmıştın. şimdi ödeştik. hem zaten ne yapabilirdim ki?
- o şey…
- onu o gün buldum. seni tanıdığım gün.
- fırtınanın olduğu gün.
- evet.
- evet.
- üzerinden çok geçmedi ama yine de yıllar önceymiş gibi geliyor.
- ya kardeşin?
- tek başıma buraya taşındım. o, otelde kaldı.
- çok üzücü. yazık sana.
- onu arada sırada görüyorum.

- mmm. mmm. mmmh.
- ne yapıyorsun?
- su sesi. mutfakta.
- ha.
- mmh. mmh. mmh.
- etkileyici.
- uyuyamadığım gecelerde kalbimin sesini dinlerim; dün gece seninkini dinledim. hım hım. hım hım. evet. bayılmıştın. ben de kulağımı göğsüne dayadım. ölmüş olabileceğini düşündüm. işte o zaman duydum. pam pam, böyle.
- teşekkür ederim.

*

novem. bana biraz akıl, fikir. biraz da yürek. ben uslanmam.

sevmeye çok hevesliyim. öyle şeyler varmış ki bu hayatta ne eşsizler ne de olağanüstü ama sizi her seferinde yerinize çakar, kanınızı dondurur, adrenalinden mideniz yüreğinize fırlar - tam bu noktada içtiğim yeşil çay yanlış yerlere doğru aktı ve işte sevgili yaşamdan okkalı bir tokat daha yemiş oldum. kısacası anlamadığın konularda hava atma, sümsük! demiş oldu bana bu boktan hayat.

ama olsun o kadar acayip şeyler dinliyorum ki ona kızamıyorum bile.. aşk dediğimiz şey, kesinlikle iki kişinin birbirine duyduğu şey değil. daha doğrusu aşk, olayın özü değil. olayın özü çok, çok başka.. her şey kendini keşfetmekle başlıyor ne de olsa…

bazı şeyleri açıklamak isterim. mesela, bazen insanlar bir şeye sadece dışarıdan bakıp onu gördüklerini ya da ne olduğunu anladıklarını zannediyorlar. böyle durumlarda gülmekle kızmak arasında kalıyorum. gülüyorum çünkü çok gereksiz, kızıyorum çünkü kimse bu kadar sığlaşmamalı.. kendimize karşı sorumluluklarımız, kişisel ihtiyaçlarla başlayıp başkalarına nasıl davrandığımızla devam ediyor. çünkü kendimizi nasıl görüyorsak başkalarına da o gözle bakıyoruz..

neyse söylemek istediklerim bu kadar.. bahar kuşu, aklımı başımdan almaya devam ederken hâlâ açıklamam gereken çok şey varmış gibi geliyor.. ve o sese şunu demek istiyorum: biliyorum, oradasın ve seni duymuyorsam bu benim suçum.. yine de biraz bağırabilirsin.

yaşamak için başka şansım yoktu

12 Ekim 2008 Yazan* polip | Kategori* içimdeki cin, seyir, sol elim

mamma mia, bir balon. eğer abba dinlemek istiyorsak bunu evimizde çok daha kaliteli bir şekilde yapabiliriz.. hakkında yazan şeylere inanmayın. insanlar, balonları seviyorlar. bir balonu patlatmak eğlencelidir. içindeki havayı kaybederek yavaş yavaş pörsümesini izlemekse can sıkıcıdır.

şunu izledim. şimdi de bunu izleyeceğim. sonra da falan filan..

erotomani. biri beni çağırıyor. ama onu bulamıyorum. sanat bu zamanlar için var. yapamıyorsan etkilenmeye bak. mesela izleyecek çok film var. ah, siz hâlâ sinemayı sanattan sayanlardan mısınız yoksa? hahayy! neyse, sonuç olarak, feysbuklarda sevişecek adam çokmuş. eğer ben bir avcı olsaydım örümcek olurdum. başka?

hiç tutuklanmadım. spor salonu üyeliğim bitti ve param yok. odamı spor salonuna çevirecek azmim var benim. stalker’a takipçi demek uygun düşüyor, evet.

bir dip notumsu olarak: şu ana kadar izlediğim hiçbir suç belgeselinde barlarda erkeklerle tanışan kadınların hayatlarında güzel şeyler olmadı. bu kadınlar bara neden takılıyor o hâlde? bardan erkek mi bulunur? feysbuk’tan bulunandan ne hayır gelir? bir 10 sene sonra internet romantizmi hakkında belgeseller izliyor olma ihtimalimi düşünüyorm.

“merhaba. zeytinyağı alabilir miyim?”
“tabii. zeytinyağı, değil mi? yani bu yağdan değil?”
“o zeytinyağı değil ki.”
“insanlar zeytinyağı diye bunu alıyorlar.”
“insanlar, zeytinyağı diye ayçiçek yağı mı alıyor?”
“eh, zeytinyağı çok pahalı.”
“ben zeytinyağı alayım.”
“zeytinyağı zeytinyağı değil mi?”
“evet.”

insanlar, gerçekten gerizekâlı.



Opera

adalar


pek güzeller


sanki


inan, neden bilmiyorum

ücretsiz tarot servisi [at, eşek, domuz] cimeyıl nokta hede

evet, sanki hede hödö ama zaten kimse vıdı bıdı..


..