polip büyüyor..
demek istiyorum ki eğer olur da size ait bir şeyi istemsiz olarak, fark etmeden almışsam ve buraya koymuşsam inanın ki bunu evrensel bilince ve insan hafızasının güvenilmezliğine bağlamak istiyorum.. saçma bir cümle oldu, değil mi? bazen kelimelere sahip olamıyorum, kaçıp gidiyorlar aklımdan.. o yüzden, günlerdir düşünüyorum.. bazen bir şey yazdığımda bana çok tanıdık geliyor, eğer onu daha önce okumuşsam ya da duymuşsam onu bilinçaltıma alıp sadece özünü hatırlayarak gerisini yani kimliğini unutuyor olmam mümkün.. bunu her şeye yapıyorum; her şeyin özünü alıp genel hatlarını es geçiyorum.. dün tanıştığım insanı tanımıyorum, ismini hatırlamıyorum..
melankoli, diyorlar buna.. yetti artık, diyorlar.. telefonları, bankaları ve gösterişi sevmiyorum. her şeyin özüne inmeye çalışmak tehlikeli, bazıları çok karanlık, bazıları çok çirkin.. 24 ekimde başlayan anime ve manga maceram devam etmekte.. bakalım hangi diyarlara çıkacağız..
hayatının bir döneminde en çok istediğin iki şey arasında seçim yapmak zorunda kalacaksın. bu iki şeyin çarpışması, birbirlerini ve bunun sonucu olarak da seni yok edebilecek kadar şiddetli olacak. ikisini birden elinde tutmaya çalışırken harcadığın zamanda belki bunun imkânsızlığını fark edecek, belki de çok değerli olan başka şeyleri feda etmek zorunda kalacaksın. feda, kurban, yitiriş.. hepsi aynı. önündeki yolu aydınlatacak şey, arzu. istediğine ulaşmanı sağlayacak şey, irade. azmini yitirmene engel olacak şey de kendine olan güvenin olacak..
oysa ki bu hayatta bir insanın kendini kaybetmesi ve şüpheye düşmesi o kadar kolay ki.. ne kadar güçlü olursak olalım hepimiz, yalnızız. bu çiftleşme ihtiyacı, -kelimenin hangi anlamı ilginizi çekerse- bizi garip, anlaşılmaz şeyler yapmaya itiyor. bir çiftlik hayali kurup duruyoruz sürekli, elde ettiğimizdeyse çiftliğimize bir şey olacak diye ödümüz kopuyor.
ben olmuşum anime; çiftlik beni n’apsın? demek istiyorum izninizle. söylemek istediğim çok şey var. ama anlamayacağınızı bildiğimden susuyorum. neden? çünkü okuduğum manganın yeni bölümünün çıkmasına en az iki hafta var ve delirmek üzereyim. grifisu! şu japonlar ve dillerinin bir türlü dönmediği yabancı kelimeler. seviyorum.
*
inanılmaz kopuk bir araya girme denemesi: ilk paragrafa bağlı olarak diyecektim ki kimin söylediği konusunda bir anlaşmaya varılamayan sevilen sözlerden biri vardır hani: cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir. hede hödö.. berserk, bunun hikâyeleşmiş örneklerinin en iyisi belki de.. iyi niyet, iyi bir şey değildir. iyi niyet kadar korktuğum başka bir şey yok hatta.. derhal törpülenesi.
gereksiz not: bu yazının bir kısmı günler önce son kısmı ise şimdi yazılmış bu yüzden ne kadar saçma ve kopuk olduğu anlaşılıyorsa şöyledir böyledir. çok mutsuzum. çok gülüyorum.
bazı şeyleri açıklamak isterim. mesela, bazen insanlar bir şeye sadece dışarıdan bakıp onu gördüklerini ya da ne olduğunu anladıklarını zannediyorlar. böyle durumlarda gülmekle kızmak arasında kalıyorum. gülüyorum çünkü çok gereksiz, kızıyorum çünkü kimse bu kadar sığlaşmamalı.. kendimize karşı sorumluluklarımız, kişisel ihtiyaçlarla başlayıp başkalarına nasıl davrandığımızla devam ediyor. çünkü kendimizi nasıl görüyorsak başkalarına da o gözle bakıyoruz..
neyse söylemek istediklerim bu kadar.. bahar kuşu, aklımı başımdan almaya devam ederken hâlâ açıklamam gereken çok şey varmış gibi geliyor.. ve o sese şunu demek istiyorum: biliyorum, oradasın ve seni duymuyorsam bu benim suçum.. yine de biraz bağırabilirsin.
mamma mia, bir balon. eğer abba dinlemek istiyorsak bunu evimizde çok daha kaliteli bir şekilde yapabiliriz.. hakkında yazan şeylere inanmayın. insanlar, balonları seviyorlar. bir balonu patlatmak eğlencelidir. içindeki havayı kaybederek yavaş yavaş pörsümesini izlemekse can sıkıcıdır.
şunu izledim. şimdi de bunu izleyeceğim. sonra da falan filan..
erotomani. biri beni çağırıyor. ama onu bulamıyorum. sanat bu zamanlar için var. yapamıyorsan etkilenmeye bak. mesela izleyecek çok film var. ah, siz hâlâ sinemayı sanattan sayanlardan mısınız yoksa? hahayy! neyse, sonuç olarak, feysbuklarda sevişecek adam çokmuş. eğer ben bir avcı olsaydım örümcek olurdum. başka?
hiç tutuklanmadım. spor salonu üyeliğim bitti ve param yok. odamı spor salonuna çevirecek azmim var benim. stalker’a takipçi demek uygun düşüyor, evet.
bir dip notumsu olarak: şu ana kadar izlediğim hiçbir suç belgeselinde barlarda erkeklerle tanışan kadınların hayatlarında güzel şeyler olmadı. bu kadınlar bara neden takılıyor o hâlde? bardan erkek mi bulunur? feysbuk’tan bulunandan ne hayır gelir? bir 10 sene sonra internet romantizmi hakkında belgeseller izliyor olma ihtimalimi düşünüyorm.
“merhaba. zeytinyağı alabilir miyim?”
“tabii. zeytinyağı, değil mi? yani bu yağdan değil?”
“o zeytinyağı değil ki.”
“insanlar zeytinyağı diye bunu alıyorlar.”
“insanlar, zeytinyağı diye ayçiçek yağı mı alıyor?”
“eh, zeytinyağı çok pahalı.”
“ben zeytinyağı alayım.”
“zeytinyağı zeytinyağı değil mi?”
“evet.”
insanlar, gerçekten gerizekâlı.
10 eylül iş teslim tarihi olarak belirlendi.. ama benim kafamda başka sıkıntılar var. boş işlerle uğraşıyorum. hırslıyım. takıntılıyım. çözüme ulaşana kadar bırakmıyorum. bu durumda yalnız olmam şu an için bir nimet. çünkü bütün gün yaptığım ve birazdan da yapmaya devam edeceğim şeye devam etmem, yanımda birinin mızırdanmalarıyla mümkün olmayacaktı. çünkü hep böyle olur. bazı şeyler bırakılmalı, derler.. benimse bir şeyin peşini bırakmam için ilgimi yitirmem gerek..
ama sorunlar, doğaları gereği ilgi çekmezler mi? sürekli kafa kurcalamazlar mı? hani dilinizle sürekli yokladığınız o yara var ya ağzınızın içindeki? demişti.. evet, ben o acımsı hissi seviyorum. o yaranın bir tadı var ve ben onu seviyorum. nasıl olsa eninde sonunda iyileşecek. çünkü ona iyileşmesini söylüyorum. şimdi işe koyulma vakti.
gezmelere doyamayayım.. para harcamadan oralardan oralara gidişim onun bunun hışmıyla haset sofralarına meze olmasın, oralarımda buralarımda patlamasın, he mi? çünkü ben masumum! hep onlar yaptırıyor bana bu şeyleri.. etrafım kendilerini eğlendirmemi bekleyen çiftlerle dolu.. ömrüm boyunca bu ana-baba travmasını yaşayacağım sanırım.. artık büyümeli ve ideal ana-babayı aramayı bırakmalı, polip! kendi çiftini oluşturmalı.. ilahî güçler söyletmiş olabilir; benim için, telefonda, “evlilik yolunda” demiş..
çok oturmaktan sol ayağımın damarları çekiliyor; çok içip çok oturunca da oluyor.. bunları bırakalım da eğer entertainer diye bir meslek varsa serbest olarak çiftlere eğlence arkadaşı olunur mesleğini icra etmek istiyorum.. bir nevi kişiye özel modern zaman soytarısı..
sana imreniyorum, ilgimi çekiyorsun.. aslında hiç imrenilecek bir yanın yok belki de.. ama gerçekler sıkıcıdır. ben, oldukça gerçekçi bir insan olduğumdan bunu biliyorum ve kendimi olabildiğince hayal dünyasına kapatıyorum.. hayat, bana nispet yapmaya devam ediyor.. neymiş? oralara kadar gidip de yamaç paraşütü yapmamak olur muymuş? bakıyorum televizyonda iki de bir yamaç paraşütü çıkıyor karşıma.. evet, yapamadım, param yoktu! ne var! bırak habire yüzüme çalmayı da her köşede karşıma çıkan şu kızdan haber ver. ben mi geç kaldım yoksa o mu erkenci? bu kadar burun buruna toslaşmak olmaz.. neyse ben öndeyim ama yine gecikmiş hissediyorum.. olur böyle, değil mi?
son zamanlarda anoreksik ölüm haberlerine bakıyorum.. iskeletor manken ve yıldızcıkların çirkin vücutlarına bakıyorum.. göbeğim bile gözüme güzel görünüyor onlardan sonra.. bırakın zayıflamayı da kas yapın artık..
sana, dedim, ilgimi çekiyorsun.. hiç bilme.. tıpkı o güzel gözlü, çiçekli şortlu cengâverin bilmeyeceği gibi.. az gelse de izlesem çaktırmadan.. işte hayal dünyası, çünkü gerçekler çok çirkin; ben çok mükemmeliyetçiyim vs..