polip büyüyor..

Arsiv ‘içimdeki cin’


önce beni seviyorlar.. diyorlar ki “bu pek hoş, pek ilham verici bir kız! arkadaşım olsun.” sonra bana iyi davranıyorlar; çünkü birini sevmek demek, ona iyi davranmaktır.. sonra bakıyorlar ki ben onları onların beni sevdiği kadar sevmiyorum; yani seviyorum belki ama sevmek ve göstermek farklı mı? ben neden bu kadar korkunç bir insan hâline geldim?

yazımızın bu iki ana fikir kabîlinden sorusuna cevap bulmak için beynimizi siklonlara emanet edeceğiz, sevgili kalbi kırıklar.. öncelikle sevmek iyi davranmaksa eğer, o hâlde sevmek denk ve eşittir göstermek. bu basit formülü hatırladığınız sürece kimsenin kalbini kırmazsınız; zaten kalbini kırdıklarınızı da sevmiyorsunuz demektir ki kendilerini sevmeyen birine kalplerini emanet ettikleri için yine kendileri suçludur..

ikinci olarak benim korkunçluğum ve içimdeki cinin canavara dönüşmesi.. beni sevenler, benim onları o kadar da sevmediğimi görünce ilk olarak kırılıyorlar, sonra kızıyorlar sonuç olarak da öfkeleniyorlar.. bedenleri intikam hırsıyla sarsılırken beni yeni bir gözle görmeye başlıyorlar.. önce diyorlar ki “bu kız, hiç hoş hiç ilham verici değil aksine korkunç bir insan! arkadaşım olmasın.” çünkü içimdeki cin, korkunç bir canavara dönüşmüş ama canavarın insanlar arasında işi ne? bu yüzden canavar insan gibi davranmaya çalışıyor ki halk galeyana gelmesin, ellerinde meş’aleler ve tüfeklerle canavar avına çıkmasın..

ama canavar, fasadın altında ezilip özünü yitirdikçe zavallı bir canavar oluyor.. korkunçluğunu yitiriyor.. hüsran içinde insan kimliğine sarılıyor ama insan da olamıyor, çünkü insan nedir ne yapar bilmiyor, taklit yeteneğinin de bir sınırı var canım.. hem her ne kadar bir taklit iyi bir taklit de olsa asla asıl şey olamaz.. bu yüzden işte ben zavallı bir canavar ve korkunç bir insan olarak yaşamaya mahkûm, kahrediyorum..

ve beni sevenler de kendilerine daha hoş, daha ilham verici başkalarını arayıp buluyor.. sevginin en kötüsü, neyi sevdiğini bilmeden karşındakini sevdiğini sanmaktır.. hâlbuki ben senin gördüğün şey değilim, kuzum.. canavarımı sevmeyeceksen beni hiç sevme!

“kaç gibi geleceksin bu tarafa?” hiç gibi.. hiç gelmeyeceğim bu tarafa.. hem neden gelmek isteyeyim ki bu tarafa? ben hep o tarafta kalmak istiyorum.. hem zaten bu tarafta ne var ki?

eğer dua edersek her istediğimizi elde eder miyiz? mesela ne diye dua etsek? şöyle başlasam ben: isa’nın ayakları üzerine yemin ederim ki… ha, ama böyle dua olmaz.. şöyle olsa: isa’nın ayakları üzerine and içerim ki eğer istediğimi verirsen ben de ayaklarımı… yok, olmuyor, ayaksız bir dua biçimi bulmak gerek.. mesela mum yakarken, ya hu! sen ayaklarımı fetiş yap, tu tu tu, desem.. içimden.. ya da yalnızsam yüksek sesle de olur.. mu?

benim aramadıklarım ve beni aramayanlarla, ortada buluşsak, birbirimize anlatacak bir şey bulur muyuz ki?

dün çok güzel bir film izledim.. adı: beni cehenneme göm. ya da beni cehenneme sür.. ya da çekele.. öyle bir şey işte.. uzun zamandır böyle gülmemiştim..

hâlâ eski postalarda dolanıyorum.. bu sefer de kriss‘in bir sözüne rastladım.. evet, eğer sıkıcı olmayan bir adam varsa onu sevebilirim, diye düşünüyor insan.. ama sıkıcı olmayan, çok iyi anlaştığım erkek cinsinden arkadaşlarım var; onları seviyorum da.. ama romantik kıvılcımlar oluşmuyor içimde bir yerlerde; yüreğim erimiyor; gözlerim seğirmiyor..

yani? çözümsüz; belki de yanlış şeyleri arıyoruzdur ya da sevgili adam, sıkıcı adamdır gerçekten.. bilemiyorum.. ailemin kadınları üzerindeki laneti canlı tutmak; bu kadar burnu havada olmak; hiçkimseleri beğenmemek.. evet, yalnız büyüyecek, yalnız yaşlanacaksın polip. kendime bunu söylüyorum.. okuyacak çok kitap, manga, yazı; izleyecek çok dizi, anime, belgesel var.. ve de oynanacak oyunlar.. hayat böyle de geçiyor.

not: bu eski e-postaların hortlama nedeni, sözü geçen yazışmaların yapıldığı e-posta adresimi kapatmaya karar verip bütün güzel yazışmaları yeni adresime taşımamdan başkası değil.. yani artık eylül yok. rocassid var. ne değişti? hiçbir şey..

aylar öncesinin e-postalarında gezerken gözüme çarptı; “aa yazarsan biz de okuruz” demiş sahip.. yazmamışım..

şimdi bizim burada komşular, atıyorlar dışarı bir masa; akşama kadar lak luk.. bir patroniçe olarak terör estirmediğim zamanlarda ceviz yemekten ve internette dolanmaktan hoşlanıyorum.. bir de kapının önündeki boş konuşmalar olmasa… bizim burada kapının önünden otobüs geçmiyor.

bir saatte 2cm incelebilirsiniz

24 Mart 2010 Yazan* polip | Kategori* gaip vurdu, içimdeki cin, sol elim

okumuyorum yazmıyorum.. dinlemiyorum konuşmuyorum.. izlemiyorum anlatmıyorum.. görmüyorum duymuyorum.. istemiyorum almıyorum.. beğenmiyorum bakmıyorum.. büyüyemiyorum.

içine hayalet kaçmış cd player, çalmayı kesti.. ona neden sustun? diye sormak aklıma gelmedi; kafasına göre çalmaya başladığında neden çalıyorsun? demediğim gibi.. bence insan ruhundan anlıyor.. mutfak keyfinden de!

eğer metroda hiç tanımadığınız biri, yanınıza oturup parti yapmak isteyip istemediğinizi sorarsa bilin ki bunun nedeni, parti yapmak ister bir hâliniz olması değildir..

eğer biri çıkıp “şubat ayı, aşk ayıdır.” dese ona “hey, dostum, yanılıyorsun!” demem.. uçağım düşsün istiyorum.

yaşam bu sabah saat 10′da başladı.. aslında yaşamın pazar sabahı 10′da başlaması biraz garip gibi ama aslında yaşam, benim için hergün 10′da başlıyor.. ya da yaşam çoktan başlamış oluyor da çok ısrar ettiği için ben de başlamak zorunda kalıyorum.. yani istemeye istemeye her sabah 10′da başlıyorum.. işte bugün, pazarları ağırdan başlamaya alışmış yaşamı 10′da başlattım “bak, nasıl oluyormuş?” dedim.. pek sesini çıkarmadı hatta yaşamın diğer parçalarını çoktan başlatmış diğer kişilerle karşılaşınca sokakta biraz sakinledi bile.. ben işimi hallederken o dışarıda bekleyip, hep o filmlerden özendiği poza bürünüp suratsız bir şekilde sigarasını tüttürdü..

bazen yaşamın bile hayal gücüne ihtiyacı oluyor; çünkü gerçeklik herkes ve her şey için ağır.. gerçeklik ağır siklet olsa zaten kimse yenemez ama gerçekliği bile yenen bazı ağır kimyalılar var.. onlar başka zaten; bu dünyadan değil.. zaten onları sokakta görsek reality check bir iki bir iki, demek zorunda kalırız, çünkü onlar gerçekten de gerçeklikten bile ağırlar.. ama yaşamdan büyük değiller.. zaten hangi aklıevvel yaşamdan büyük olmaya kalksa ağzının payını hemen alıveriyor.. neyse işte bugün yaşam, böyle başladı ve bu saate kadar da pek sıkıldı.. şu yaşama bir eğlence!

bazı şeylerin sevilmesinin bir nedeni varmış.. aleviler hakkında duyduğum tüm o şeyler; bütün etrafımı kaplamış olan kürt düşmanları; o cehalet kokan bayık, yavan milliyetçilik… sizin gibi düşünmeyenler de var.. neyse ki..

yıldızlar, yanıp sönmezler

02 Kasım 2009 Yazan* polip | Kategori* gaip vurdu, içimdeki cin, seyir

şu aralar windows 7, beni şaşırtıyor.. öyle ki bunu yapan microsoft olamaz, diyorum. kendini aşmak böyle bir şey belki de.. şimdilik herşey sakin..

dişçimi aramam gerek.. “polip, sen neredesin?!” diye azar yiyeceğim yine..

eğer canı yanarsa ben hissediyorum

09 Ekim 2009 Yazan* polip | Kategori* içimdeki cin, seyir, yeniden

yeniden dizi izlemeye başladım. iletişim hâlâ yararsız. onların kafasına girmeyi çok isterdim. onların dünyası farklı. her şeyi doğru yapıp bu kadar kötü hissetmek ancak bir ne olabilir?? mesela intihar etmekle intihara teşebbüs etmek arasındaki farkı bilmemek gibi.. dünya, aptal ve boş insanların eğlence parkı; etekleri ve korku tünelleri var.

ceviz sezonu geçmek üzere.



Opera

ey gezgin!

geldin, baktın; bir başlık ilgini çekti.. hemen, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluverdin! değerli fikirlerini saçmadan önce şunu bir oku istersen..

adalar


pek güzeller


sanki


etten kemikten…

rocassid [at, eşek, domuz] cimeyıl nokta hede

ya da

evet, ben de tuulia'nın polip'ini msn'den taciz etmek istiyorum! diyorsanız eğer; adresim şudur: hani.li [at, eşek, domuz] tropik yaz.


..