polip büyüyor..
içine hayalet kaçmış cd player, çalmayı kesti.. ona neden sustun? diye sormak aklıma gelmedi; kafasına göre çalmaya başladığında neden çalıyorsun? demediğim gibi.. bence insan ruhundan anlıyor.. mutfak keyfinden de!
eğer metroda hiç tanımadığınız biri, yanınıza oturup parti yapmak isteyip istemediğinizi sorarsa bilin ki bunun nedeni, parti yapmak ister bir hâliniz olması değildir..
eğer biri çıkıp “şubat ayı, aşk ayıdır.” dese ona “hey, dostum, yanılıyorsun!” demem.. uçağım düşsün istiyorum.
sonunda hava biraz soğudu.. hatta bir miktar sulu kar bile yağdı.. hafta sonu kar var, diyorlar; ama ben hâlâ -12 derecenin hayalini kuruyorum. eğer olursa 7-8 yıl önceki gibi şehrin ayazında sokakları arşınlıyor olacağım..
eğer olursa…
biraz idea of evil, biraz human instrumentality project, üzerine de cila olarak gundam ekleyince pek güzel geass evreni oluşmuş..
lelouch, hep ore diyor.. yaşı gereği boku demesini bekliyor insan.. ama yükümlülükleri gereği… o başka.. hem a gentle soul hem the chick magnet.. güzel şeyler bazen ağır geliyor.
gündüz çalışmak, akşam spora gitmek, gece de ceviz kırmak.. aslında fındık kırmakla ceviz kırmak arasında kalmak.. hem sonra fınfık diye bir şey çıkmış.. bunu kırmak en leziziymiş.. tdk daha tanımamış; ama onlar neyi tanıyor ki? bir de fındık faresi, fındık biti ve diğer çeşitli fındık haşereleri var.. fınfıkta hiç böyle şeyler yokmuş.. fındık kırmakla fındıkkıran olmak ayrı şeylermiş.. yine de bence en iyi hindistan cevizleri yuvarlanır..
şimdi bütün dünya onun şarkılarını dinliyor.. ben gülüyorum. dün de çok güldüm.. çok iyi ağlıyorlardı.. bir de ördek gagalı dinozorun son yolculuğu var.. çocukken dinozorlara hayrandım. sonra kuşkucu yaklaştım. artık var olduklarından eminim.. hem zaten kuşlar, balıklarla birlikte en sevdiğim türlerden.
yani? işte, işleri oluruna bırakmaya karar verdim. sakin, serinkanlı olmak gerek. fazla düşününce boka sarıyor. yine de kendimi gerçek hâlimle mi tanıtsam yoksa maske mi taksam karar veremiyorum.. aslında benim bir gerçek hâlim bile yok.. yüzüm yok benim.
surfing and sex. during winter, it’s snowboarding and sex. However… “love” has never been anywhere in my realm… bu sensei, işini biliyor..
başka bir şey yok.. yorgunum.. hasta olmamak için çabalıyorum.. ve banyo yapmam gerek.. hapşuu
under grand hotel okuduğum süre boyunca aklıma oz geliyor.. sonradan öğreniyorum ki mangakanın ugh’yi yazmasındaki en büyük etken bizim oz’dan başkası değil.. daha da seviyorum; okurken daha da heyecanlanıyorum.. mavi gözlü panterle japon oğlanın aishiteru denizinde boğulmadan yüzme çabalarını kıskanıyorum..
sonra agnus dei okurken aç bir agnus dei rufus’tan, diye çınlıyor içimdeki ses.. neyse ki o kadar üşengecim ki topu topu agnus dei kadar sürecek olan öyküyü bitiriyorum.. kendimi bu klişeye kaptırmadığım için üşengeçliğimi övsem mi yoksa acaba tamı tamına gelir miydi, gibi düşüncelere gark olsam mı karar veremiyorum..
bugünlerde her şey çok yaoi, çok rufus..
so instead, they force two bodies together.
…it’s funny… it’s strange…
it’s sad…
I hate doing it, but I also like it!
everyone wants to use that short time they have together to open their hearts, even if it’s just one night dream bought with money. *
şimdi şunu söylemek istiyorum: “tuulia imparatorluğu bitmesin.” diyerek beni güldürmüş, neşenlendirmiş insan bay kırıkkalp başta olmak üzere beni tuulia olarak kabul edip takip ederken polip olarak neden dışlıyorlar? evet, sormak istiyorum!
aslında bir bok sorduğum yok; geyik yapıyorum. cıvıyorum. zaten kendini beğenir bir hâldeyim.. şunu anladım şubat ayında bana bir şeyler oluyor. bahar geliyor. yaylanarak, sekerek yürüyorum yollarda.. kendi good fortune klibimi çekip “ooh, ne güzel ayaz da çıkmış, mis gibi!” şeklinde coşuyorum kendimce..
kış, soğuk, şubat.. hepsi çok güzel. tek eksik, kar. bu gece spor salonundan eve yürürken durağın önünde duran bir taksinin yanan farlarının ışığında sanki karımsı küçücük nesneler gördüm.. herkes kar soğuğu diyor. eskişehir’i özledim.. geceleri pırlanta gibi parlayan yeni düşmüş karlarını özledim. soğuğunu özledim. özlem bana çok yabancı, o yüzden olsa gerek özleyince çok seviniyorum.. bu arada üstüme vazife değil ama bence biter..
bir şampiyonun göz yaşları.. bu sözü söyleten federer, katı yürekli bir insan olan ben, neredeyse dolup taşan gözlerim, garip hisler; acıma, üzüntü, saygı vs.. onu ağlarken görmek, yenildiğin zaman bile milyonların sevgisine layık olabilmek, bunun altında ezilmek.. yenilgiden daha ağır gelen bu sevgi.. gönüllerin bir numarası? evet. öyle.