polip büyüyor..

Arsiv ‘molekül dansı’


curfew

What else could we do, for the doors were guarded,
What else could we do, for they had imprisoned us,
What else could we do, for the streets were forbidden us,
What else could we do, for the town was asleep?
What else could we do, for she hungered and thirsted,
What else could we do, for we were defenceless,
What else could we do, for night had descended,
What else could we do, for we were in love?

paul eluard

önce beni seviyorlar.. diyorlar ki “bu pek hoş, pek ilham verici bir kız! arkadaşım olsun.” sonra bana iyi davranıyorlar; çünkü birini sevmek demek, ona iyi davranmaktır.. sonra bakıyorlar ki ben onları onların beni sevdiği kadar sevmiyorum; yani seviyorum belki ama sevmek ve göstermek farklı mı? ben neden bu kadar korkunç bir insan hâline geldim?

yazımızın bu iki ana fikir kabîlinden sorusuna cevap bulmak için beynimizi siklonlara emanet edeceğiz, sevgili kalbi kırıklar.. öncelikle sevmek iyi davranmaksa eğer, o hâlde sevmek denk ve eşittir göstermek. bu basit formülü hatırladığınız sürece kimsenin kalbini kırmazsınız; zaten kalbini kırdıklarınızı da sevmiyorsunuz demektir ki kendilerini sevmeyen birine kalplerini emanet ettikleri için yine kendileri suçludur..

ikinci olarak benim korkunçluğum ve içimdeki cinin canavara dönüşmesi.. beni sevenler, benim onları o kadar da sevmediğimi görünce ilk olarak kırılıyorlar, sonra kızıyorlar sonuç olarak da öfkeleniyorlar.. bedenleri intikam hırsıyla sarsılırken beni yeni bir gözle görmeye başlıyorlar.. önce diyorlar ki “bu kız, hiç hoş hiç ilham verici değil aksine korkunç bir insan! arkadaşım olmasın.” çünkü içimdeki cin, korkunç bir canavara dönüşmüş ama canavarın insanlar arasında işi ne? bu yüzden canavar insan gibi davranmaya çalışıyor ki halk galeyana gelmesin, ellerinde meş’aleler ve tüfeklerle canavar avına çıkmasın..

ama canavar, fasadın altında ezilip özünü yitirdikçe zavallı bir canavar oluyor.. korkunçluğunu yitiriyor.. hüsran içinde insan kimliğine sarılıyor ama insan da olamıyor, çünkü insan nedir ne yapar bilmiyor, taklit yeteneğinin de bir sınırı var canım.. hem her ne kadar bir taklit iyi bir taklit de olsa asla asıl şey olamaz.. bu yüzden işte ben zavallı bir canavar ve korkunç bir insan olarak yaşamaya mahkûm, kahrediyorum..

ve beni sevenler de kendilerine daha hoş, daha ilham verici başkalarını arayıp buluyor.. sevginin en kötüsü, neyi sevdiğini bilmeden karşındakini sevdiğini sanmaktır.. hâlbuki ben senin gördüğün şey değilim, kuzum.. canavarımı sevmeyeceksen beni hiç sevme!

2006′dan beri şampiyon olmasını istiyordum.. neden? çünkü bence bunu hak ediyordu.. o kıvılcım vardı onda.. sonra gel zaman git zaman, o kıvılcım sanki söndü.. sonra bir baktım, beklenmedik bir biçimde geriden gelip çeyrek finallere kalmış.. o zaman belki de bu yıl gerçekten de şampiyon olur, deyiverdim kendime.. aslında gaip söyletti..

sonraki bütün maçlarını izledim.. yarı final ve sonrasında final.. daha önce de olmuştu böyle; sevdiğin sporcuyu, şampiyon olmadan çok önce beğenip gönüllerin şampiyonu ilan edince şampiyonluk hâlinde garip oyunlar oynanıyor insan aklında.. mesela diyeceksin ki “sana ne kardeşim! sana mı şampiyon oluyor sanki?”

doğru.. ama şampiyonluk öncesi yine o gaip demişti ki: “eğer bu yıl burada şampiyon olursa bu altın kirpikli çocuk, o hâlde benim hayatım da ummadığım şekilde değişecek, türlü türlü sürprizler çıkacak.. eğer olamazsa zaten her şey olduğu gibi devam edecek.” bu gaip, bana bir oyun oynamadıysa kupayı kendi ellerimle kaldırmış gibi bekleyeceğim hediyelerimi! ya da… ‘ya da’sı, magical thinking

içine hayalet kaçmış cd player, çalmayı kesti.. ona neden sustun? diye sormak aklıma gelmedi; kafasına göre çalmaya başladığında neden çalıyorsun? demediğim gibi.. bence insan ruhundan anlıyor.. mutfak keyfinden de!

eğer metroda hiç tanımadığınız biri, yanınıza oturup parti yapmak isteyip istemediğinizi sorarsa bilin ki bunun nedeni, parti yapmak ister bir hâliniz olması değildir..

eğer biri çıkıp “şubat ayı, aşk ayıdır.” dese ona “hey, dostum, yanılıyorsun!” demem.. uçağım düşsün istiyorum.

sonunda hava biraz soğudu.. hatta bir miktar sulu kar bile yağdı.. hafta sonu kar var, diyorlar; ama ben hâlâ -12 derecenin hayalini kuruyorum. eğer olursa 7-8 yıl önceki gibi şehrin ayazında sokakları arşınlıyor olacağım..

eğer olursa…

biraz idea of evil, biraz human instrumentality project, üzerine de cila olarak gundam ekleyince pek güzel geass evreni oluşmuş..

lelouch, hep ore diyor.. yaşı gereği boku demesini bekliyor insan.. ama yükümlülükleri gereği… o başka.. hem a gentle soul hem the chick magnet.. güzel şeyler bazen ağır geliyor.

gündüz çalışmak, akşam spora gitmek, gece de ceviz kırmak.. aslında fındık kırmakla ceviz kırmak arasında kalmak.. hem sonra fınfık diye bir şey çıkmış.. bunu kırmak en leziziymiş.. tdk daha tanımamış; ama onlar neyi tanıyor ki? bir de fındık faresi, fındık biti ve diğer çeşitli fındık haşereleri var.. fınfıkta hiç böyle şeyler yokmuş.. fındık kırmakla fındıkkıran olmak ayrı şeylermiş.. yine de bence en iyi hindistan cevizleri yuvarlanır..

kabinde panik vardı

29 Haziran 2009 Yazan* polip | Kategori* başlangıçlar, iç kıpırtısı, molekül dansı

şimdi bütün dünya onun şarkılarını dinliyor.. ben gülüyorum. dün de çok güldüm.. çok iyi ağlıyorlardı.. bir de ördek gagalı dinozorun son yolculuğu var.. çocukken dinozorlara hayrandım. sonra kuşkucu yaklaştım. artık var olduklarından eminim.. hem zaten kuşlar, balıklarla birlikte en sevdiğim türlerden.

yani? işte, işleri oluruna bırakmaya karar verdim. sakin, serinkanlı olmak gerek. fazla düşününce boka sarıyor. yine de kendimi gerçek hâlimle mi tanıtsam yoksa maske mi taksam karar veremiyorum.. aslında benim bir gerçek hâlim bile yok.. yüzüm yok benim.

surfing and sex. during winter, it’s snowboarding and sex. However… “love” has never been anywhere in my realm… bu sensei, işini biliyor..

başka bir şey yok.. yorgunum.. hasta olmamak için çabalıyorum.. ve banyo yapmam gerek.. hapşuu

under grand hotel okuduğum süre boyunca aklıma oz geliyor.. sonradan öğreniyorum ki mangakanın ugh’yi yazmasındaki en büyük etken bizim oz’dan başkası değil.. daha da seviyorum; okurken daha da heyecanlanıyorum.. mavi gözlü panterle japon oğlanın aishiteru denizinde boğulmadan yüzme çabalarını kıskanıyorum..

sonra agnus dei okurken aç bir agnus dei rufus’tan, diye çınlıyor içimdeki ses.. neyse ki o kadar üşengecim ki topu topu agnus dei kadar sürecek olan öyküyü bitiriyorum.. kendimi bu klişeye kaptırmadığım için üşengeçliğimi övsem mi yoksa acaba tamı tamına gelir miydi, gibi düşüncelere gark olsam mı karar veremiyorum..

bugünlerde her şey çok yaoi, çok rufus..



Opera

ey gezgin!

geldin, baktın; bir başlık ilgini çekti.. hemen, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluverdin! değerli fikirlerini saçmadan önce şunu bir oku istersen..

adalar


pek güzeller


sanki


etten kemikten…

rocassid [at, eşek, domuz] cimeyıl nokta hede

ya da

evet, ben de tuulia'nın polip'ini msn'den taciz etmek istiyorum! diyorsanız eğer; adresim şudur: hani.li [at, eşek, domuz] tropik yaz.


..