koştura koştura otobüse biniyorum. otobüse binerken yüzüm gülüyor; sanki ne olursa olsun hep gülecekmiş gibi.. otobüsün içi farklı görünüyor. yanımda hem bilet hem akbil var. önce bileti atar gibi yapıp ardından akbilimi çıkarıyorum; deliği bulmakta zorlansam da sonunda başarıyorum. gururla kendime oturacak bir yer arıyorum. en arkaya gidiyorum ama oradaki kızların şamatası beynimi şişiriyor. ben de ortalardaki başka bir koltuğa geçiyorum.

pencereden bakarken durakta kısmen tanıdığım birini görüyorum. kısa bir elbise giymiş; durmadan taklalar, parandeler atıyor. 2-3 yaşında küçük bir kız gibi görünüyor ve her taklada yere yapışıp sürünüyor. ben otobüsten onu izlerken kapıda duran şişman ikiz kızlar, bana bakıp gülüyorlar; gözlerinde imalı bakışlar.. sonra otobüs duruyor; kapılar açılıyor ve iki şişman kız bir anda yok oluyor. indiklerini görmüyorum çünkü o sırada parandeler atan kıza bakıyorum. iki erkek arkadaşı onun peşinden koşturup ‘yapma!’ diyorlar herhalde..

sonra kendimi en arka koltuğa ters oturmuş bir biçimde buluyorum. arka pencereden dışarıyı izliyorum. bu sırada tıknaz, bıyıklı bir adam omzuma dokunup ‘gel bakalım. bugünkü okul asma mazaretin neymiş?’ diyor. üzerinde forma var. otobüsteyim ve bir adam, elinde idare fişleriyle bana sorular soruyor! sinirden patlıyorum. ‘kimse okula gitmiyor; ders işlenmiyor; yoklama alınmıyor! okul bomboş! ve hiçbir şey yapmadan okulda oturmanın bir anlamı yok!’ diye bağırıyorum adama. yüzüm kıpkırmızı.

adamın gözleri telaşla açılıyor; ‘tamam. tamam. sakin ol! haklısın. kimse bir şey demiyor.’ gibisinden bir şeyler geveliyor. otobüsün ortasında ayakta yaşanan bu saçmalığı herkes izliyor ve birkaç kişi daha sakin olmamı söylüyor. ben de ‘acaba çok mu abarttım?’ diye düşünerek arkadaki yerime doğru ilerliyorum.