polip büyüyor..
çok mutusuzum.. üzgünüm.. ve ne yapacağımı bilmiyorum.. benim neden arkadaşlarım ziyarete gelmiyor? şu müşteriler gitseler güzel olur mu ki? burası çok sıcak. cam kenarına geçmek istiyorum. bu yüzden müşteriler gitse diyorum ha? nasıl olur? bence çok güzel olur.
bu iğrenç müzikleri de dinlemekten sıkıldım. insanların başına neler geliyor? insanlar birbirlerine neler yapıyorlar? bu dünya çok sıkıcı.. çok mutusuzum.. nereye gidiyorum ben? gitmek istiyorum. hayatım boyunca hep gitmek istedim. nereden olursa, nereye olursa..
bundan önceki gitmelerim hep makûldü. hep geri geldim ya da aslında hiçbir şey değişmedi.
artık makûl olmayan gitmeler istiyorum. toz olmak istiyorum; hava olmak, bir anda yok olmak istiyorum. neyse, müşteriler gitti. ama hâlâ çok sıcak.
***
günler ve günler geçmiş bu muhabbetin üzerinden; bense hâlâ buradayım, üstelik her şey kötüye gidiyor. sanırım iplerin kopmasını bekliyorum. yapacak bir şey yok gibi görünüyor, beklemekten başka.. üstelik karnım da açıktı ve sol elimle yazmak beni şu an çok geriyor. şu kitabı bitirmek istiyorum artık, çok az kaldı. her şey benden uzaklaşıyor sanki, yalanmış, düşmüş, kötü bir şakaymış gibi.
sol elimi çalıştırmamı engellemek isteyen bazı şahsiyetler var burada. aynı şahsiyetler, koluma hem de sol koluma “öhö” dediler. ama ben yılmadım ve yazmaya devam ettim. sol elimle yazma derdim devam ediyor. kolum ağrıyor.
karamelin baştan çıkarıcı lezzeti ve kokusunu çay içerken yaşayın.
vanilya yumuşaklığı ile harmanlanmış tatlı bir lezzet.
nefis kokulu elma kuruları ve tarçın kabukların, kaliteli siyah çay ile buluşması.
egzotik meyvelerin gizemli kokusunu bu çayda bulacaksınız.
keskin nane kokulu bu yeşil çay sizi ferahlık hissi ile kucaklayacak.
eşsiz görüntüsünü bütünleyen çok özel bir şeftali kokusu bu harmanı, ayrı bir keşfe dönüştürüyor.
bu cümleler çay ve kahve menüsünden alınmıştır. kolum ağrıyor. nefret etmediğin, ancak uyuz olduğum bir şarkı çalıyor. bozkırkurdu‘nu okuyorum hâlâ. keşke güzel kız gelse. cakcuk aslında her şeyi biliyor. içgüdüsel olarak ya da belki deneyim yoluyla; bilmiyorum.
5 dakikam kalmış, sonra alarm çalacak. aşçının seyir defterine burada ara veriyoruz. tekrar görüşmek üzere.
bugün son birkaç güne oranla daha hareketli geçti. haftasonu olduğu için normal tabii. barda bir masa kayıpmış. insanlar para ödemeden kaçıyorlar mı yoksa haber vermeden yer mi değiştiriyorlar? ne sıkıcı bir muhabbet! bir de yazıyorum.
aynı anda iki elimle de yazabilecek miyim? televizyondaki kadın gibi. ama o sol eliyle sağdan sola yazıyordu. belki öylesi daha kolaydır. neyse, ben onu denemeyeceğim. kardeşe sol elimle mektup yazarım belki. hmmmm
şu an iki masa dolu. bu yüzden cama da gidemem. hem gitsem n’olacak ki zaten? boş işler bunlar..
bozkırkurdu ilk zamanlardaki sıkıcılığından biraz olsun kurtulup bana hitap etmeye başladı. ama burada aklımı çelen çok fazla şey var. bu yüzden ilgimi çekse de dikkatim sürekli dağılıyor. yazacak bir şey de bulamıyorum açıkçası.
yalancı insanlar beni üzüyor.. yalan söylemelerine gerek yok, gerçeği söyleseler yeter. bu yüreksizlik beni öldürüyor. aptal, küçük, beyaz yalanların getireceğe mutluluğa ihtiyacım yok benim.. olanlara da allah’tan esenlik dilerim.
acıyı yaşayacak yüreği olmayan mutluluğu da taşıyamaz.
zamanla gelen not: neler yazmışım, vay anasını! bahsi geçen ‘yalancı insanlar’ da bir kişi ki kensinden kurtulduğum için çok mutluyum.
ayla hanım, bana “salak” dedi. ben de onun söylediklerini yazıyorum. sonra da bana “ne şebek şeyler yazıyorsun sen ya!” dedi. makarnanın pişmiş olduğunu söyledi. şimdi de eşek şakası yapmak istediğini söylüyor. tavuklar da haşlandı. yeni bulaşıklar gelmiş. ben ne zaman portakallı muffin yapacağım?
buzdolabı görevini layığıyla yerine getiremediği için bütün malzemeler bozuluyor. bütün emekler boşa gidiyor. karnım ağrıyor. kendime uygun yazı karakterleri bulmalıyım. sol elime uygun.
müşteri geldi. linger çalıyor. müşteri yok olmuş. içeride bir delik olmalı. gelen müşterileri içine çekiyor, onları başka bir boyuta gönderiyor. tabii bunun bize bir yararı yok.
rakip kafeler bir olup yapmış olabilir. ama niye? saçma değil mi?
***
saat 13:39. hiç müşteri yok. yapacak iş yok. sol elimle yazı yazıyorum. buzluktan bir domates sosu daha çıktı. bir diğerini sabah küflendiği için atıp yenisini yapmaya başlamıştık.
olmadı. şimdi elimizde iki koca sos olacak. ne yapacağız biz o kadar sosu? ne amlamsız bir olay bu. ne salak! ne abuk sabuk!
ne yesem? tiramisu yiyeyim.
***
kendini ya çok abartıyor ya da çok eziyor. buna gerek yok. neysen osundur.
insanlar kuaförlere gidip saçlarına binbir şekil ve renk verdiyorlar. ne güzel! bu yaz, geçen yıllara oranla daha cıvıl cıvıl. bugün sıcak; öğle güneşi “ben buradayım.” diyor. hepimiz onu bekliyorduk.. aslında gelmesini pek istemiyorduk. ama onun bizi dinlediği pek yok; eninde sonunda geliyor işte.
biraz kendimi yaktım. iki zar, bir raptiye, sonra bir zar daha.. sonra telefon çalar. küçük fareler tahta ızgaranın altında kaçışıyorlar. ortaya çıkmak için henüz çok erken.
***
saat öğlen 3 civarı.. klima çalışıyor. müşteri yok. tiramisu çok uğraştırıcı. ayakkabılar yeni. küllüğümüzü dolduracak müşterimiz bile yok.
şu an yazı yazmak zor, çünkü dizlerimin üstünde yazıyorum. müzik güzel. aşçı (ayla hanım) susmuyor. garsonumuz bizi terk etti çünkü hiç müşteri yok. aşçı habire acıkıyor. hiç susmuyor. sinirimi bozmak için abuk sabuk davranışlarda bulunuyor.
sıcak. tatil nerede? deniz, güneş, bikiniler, kokteyller nerede? ben neredeyim?
ben de sol elimle yazabiliyorum. hâlâ çok yavaşım ve yazım çok kötü, ama olsun. yaza yaza alışacağım sol elimle düzgün yazmaya. ama şimdilik böyle idare edeceğiz.
çok istediğiniz nokia cep telefonunu çok uygun taksitlerle alabilirsiniz. ya da işinizden kovulabilirsiniz. ya da uzun zamandır çıkmak istediğiniz tatile çıkabilirsiniz. kırmızı pabuçlu kız, kırmızı pabuçlarını giyerek dansa gitti.
abuk sabuk şeylere para harcıyor bu insanlar.
inanılmaz ve dayanılmaz bir sıcak var. oturduğum yerde ter içinde kalıyorum. bugün vitamin aldığım için daha iyiyim. sıcak yoruyor.
müşteriler nerede? menemenleri kim yiyecek? zeytinyağlı dolmayı kim yapacak? bu sıcak nasıl geçecek? böcekler ekmeklerin üzerinde yürüyor mu? nerede? neden yazamıyorum? ha? neden?
aya saygıları var..
zaman o kadar aldatıcı ki.. zaman geçiyor. zamanı oturarak geçirmek çok sıkıcı. dün gece garip rüyalar gördüm.
1) bir arkadaşımın evindeyim; üçüncü bir kişiyle birlikte yemek yiyoruz sanırım. sonra ben bir şekilde arkadaşıma sinirleniyorum ve evi terk etmek üzere sofradan kalkıyorum. ama bir türlü evi terk edemiyorum. sonra sanırım kavga büyüyor ve ben “çok yazık, artık onarılamaz.” gibilerinden düşünüyorum.
2) kardeşimle benim almak istediğim cep telefonunu inceliyoruz. telefon elimde ve en büyük uzaktan kumandanın iki katı büyüklükte. inanamıyorum telefon elimde büyüdükçe büyüyor. kardeşime dönüp “bu mu yani o harika telefon?” diye soruyorum. “çok iyi bir telefon.” gibilerinden cevap veriyor. sabrım taşıyor. telefon o kadar büyük ki neredeyse kolum kadar. “bu ne abi?” diyorum, “ben böyle bir şeyi asla kullanmam!” “ama şu ekrana bak. böyle bir ekran başka hiçbir telefonda yok.” ekrana bakıyorum, gerçekten de kocaman. sonra telefonun tuşları dikkatimi çekiyor. o kadar çok tuşu var ki sanki devasa bir uzaktan kumanda kendisi. otobüste telefonun çaldığını ve onu kulağımla ağzıma doğru biçimde hizalamaya çalıştığımı düşünüyorum.. kabus! “ulan,” diyorum “internetten baktığımızda bu kadar büyük değildi. demek ki gidip gerçek hâlini görmemiz gerekiyormuş.” sonra uyanıyorum.
korece korece korece.. neden sol elinle yazmak istiyorsun? sen manyak mısın?
her gün her gün her gün.. dilimiz çok kirletilmiş. bıdı bıdı vıdı vıdı.. sıralamalar şaşırdı sanırım. nasıl olsa olacak. bir yerden sonra başka şeyler giriyor araya ama yine de sorun olmuyor.
sen kimsin? a bittersweet life. defter oynamaya başladı. gerçekten çok küçük yazınca ne oluyor? ödül almıyorsun herhâlde.
buz kitleleri birbirinden kopuyor. sıcaklık bir yanılsama, daha fazla belgesel izleyelim. çünkü eğlenceli. eve dönüp takla atalım. ya da banyo yapıp temizlenelim. evet, evet temizlenmeli.
bazen içimde hınzır bir cinin yaşadığından ve belli zamanlarda aklımı ele geçirdiğinden şüpheleniyorum. insanın sağ eliyle yazdıkları ile sol eliyle yazdıkları bu kadar mı birbirinden kopuk olur? peki her iki elimle yazdıklarım ne durumda? ikisinin ortası mı? neyse bu yazı bana sol el çalışmaları sırasında yazdığım “aşçının seyir defteri” notlarımı hatırlattı. yeni bir sayfa açmanın zamanı geldi sanırım.