polip büyüyor..
- bence kaka mantık
- neden?
- yani korku değil de his olduğunu nasıl doğruladın?
korku
korku
korku
korku
korku
hayat devam ediyor. sağlı sollu. “bak şu küçük aptala, sağını solunu bilmiyor daha.” sol elim çok güzel işliyor. öyle ki görenler yazımı çok beğeniyorlar.
ama ilginçtir ki sağ elimle yazdığım yazılar çok katlanılmaz, çok dirayetsiz. sağ elim duruma içerlemiş olmalı.
ne yazık ki aşçılık serüvenine kısa bir ara verdim. başka işlerle uğraşıyorum ama yeni tarifler öğrenmeye devam.
biri benim adımı söyledi. döndüm, bir aşağı bir yukarı baktım; adımı söyleyen kişiyi bulamadım.
korkmak sadece aptallık mı yoksa yerinde mi bu durumda? çünkü her şey çok belirsiz. zaten yakın zamanda bunu öğreneceğim sanırım. gitme zamanım yaklaşıyor. çıkıp gideceğim. 17 gün sonra tamamen gideceğim. ve sonrası bilinmez. başıma bir bela almayacağımı umuyorum.
bu arada sol kolumu oldukça ihmal etmişim son zamanlarda; biraz tekliyor. kendimi tutamıyorum, kaşınıyorum galiba. bütün gün bu acayip şarkıları dinliyorum. tatil çok iyi gelecek. umuyorum yani. şu elim biraz daha hızlanırsa iyi olacak. bu şarkılar neden yarı ingilizce yarı fransızca?
zaman yavaşlıyor yine.. 10 yıl sonra bile hâlâ genç olacağım. oysa ki yaşlı hissediyorum. gerçekten yaşlandığımdaysa zaman çok hızlı akıyor olacak. o zaman, zamanın ne kadar çabuk geçtiğine şaşacağım. hiç yaşamamış gibi hissedeceğim. bu yüzden elimi çabuk tutup her şeyi yaşamaya bakmalıyım. ama önce bulaşık yıkayacağım.
***
bulaşıkları yıkamakla kalmadım, üzerine 4 tane de sipariş hazırladım. şu an saat 15:49, sanırım biraz rakam çalışsam hiç fena olmaz.
12345678901234567890123456789012345678901234567890
12345678901234567890123456789012345678901234567890
12345678901234567890123456789012345678901234567890
çok canım sıkıldı. sinirim bozuldu. şimdi bu siniri atmam gerek. bulimik kızların diş mineleri zayıf olur; sürekli kustukları için.. ben de çocukken sürekli kusardım ama bulimik olduğum için değil, sinirlerim bozuktu, yol tutuyordu ve her şeyi yiyemiyordum. dişlerim sürekli çürüyordu. 9 yaşımda birinci büyük azı dişlerimin ikisinden de kanal tedavisi oldum. dişçi manyaktı; çocuktum, korkmuştum, uyuşturucu iğne istemediğimi söyledim. “tamam” dedi ve iki dişime de uyuşturmadan kanal tedavisi yaptı.
arada bir sinir çıkarıp “bak bir tane daha çıktı. amma çok sinir varmış sende!” ya da “dayanıklı çocukmuşsun” gibi şeyler söylerdi. patalojik bir kadındı. adını hâlâ hatırlarım. o günden sonra dişçiden bir daha korkmadım.
şu an restorandayım. artık yazılarıma tarih atmıyorum. bugün muffin yapsam mı diyorum. bir şeyler yapmak lazım, böyle boş boş oturmak olmaz. her yerden tıkırtılar geliyor. restoranı fareler bastı galiba, bir şeyler vikleyip duruyor. ya da belki de sadece müziktir. aşçı (ayla hanım) ayrıldı. ya da kovdular ya da ikisi birden. neyse, zaten çok konuşuyordu. iyi oldu. tiramisuyu da eskisi gibi ben yapıyorum; sadece tarifi biraz değişti. böyle daha iyi oldu.
kız öğrenciler, erkek öğrencilerden daha başarılıymış. hava çok sıcak ama daha sıcaklar da olmuştu. son zamanlarda bir intihar bombacısıyla aynı taşıta binip binmediğimi çok sık merak eder oldum. otobüs biletlerine zam gelmiş, zaten bekliyordum. bu kalemler yazarken sorun çıkarıyor. canı sıkılan insanın patalojisini bu kağıtlarda bulabilirsiniz. ben, bugün muffin yapamam.
aşçının seyir defteri yaratıcılıkta sınır tanımıyor. buz makinesi beni deli ediyor; dolmadığı hâlde dolu gösteriyor ve buz yapmayı kesiyor. ben bu konuda ne yapabilirim ki? sanırım yoruldu. belki bir yarım saat dinlense kendine gelebilir. herkesin arada bir dinlenmeye ihtiyacı vardır. bir denemek lazım.
bir an önce buradan çıkıp otobüse binmek ve eve gitmek istiyorum. buradaki anlamsız kurallar canımı sıkıyor. sadece tatil parası için katlanıyorum bu kadar yorgunluğa ve iletişimsizliğe.. neyse nasıl olsa bir ay kaldı. sonra vınn! bodrum. bütün paraları harcamaya. sonrası allah kerim. ne güzel söz. ‘işler benden çıktı valla. nasıl olsa başımızda bir allah var, o bulur bir çaresini’ ne komik şu insanoğlu.
sol elini çalıştıran insan yine iş başında. bugün hiç müşteri gelmedi restorana.. biraz sıkıcıydı.. televizyonda çizgi bir klip var. ya da şarkı görseli ya da hareketli şarkı görsel..
aynı yerde durduğun insanlardan, birbirinizin gözlerinin içine bakarken ya da konuşurken dahi uzaklaşmaya devam ettiğini bilmek hüzün uyandırıcı. sanki birbirinden kopmuş buz kitlelerinin üzerindeymişsiniz gibi. ve buz kitleleri birbirlerinden uzaklaştıkça, birbirlerinden koptukça, kırıldıkça daha çabuk eriyorlar. üzerinde durduğum buz kitlesi eriyerek yok olduğunda nerede olacağım? yanımda kim olacak? yalnız mı olacağım?
***
aşçının fikir defteri, ertesi gün.. bu soruların cevaplarını zamanı geldiğinde ancak soruları hatırlarsam öğrenebilirim; aksi takdirde cevapları göremem. çay güzel değil. bu sıcakta hem çay içip hem klimanın önünde oturmak çok anlamsız. işlevsel ama anlamsız.
***
bir ertesi gün daha oldu. bugün çok sıcak ve restorana hiç müşteri gelmedi. elmalı tart yaptım. ama nasıl oldu bilmiyorum; ben elmalı tart sevmem. yemek, pasta vs. gibi şeyler yapmak çok zevkli ama hayatımı bu şekilde kazanır mıyım bilemiyorum. sanırım birçok iş değiştireceğim ve sefil bir hayatım olacak. ama olsun. bundan sonraki hedefim halkla ilişkiler. neden bilmiyorum. kendimi zora koşmayı seviyorum.
abuk sabuk cümleler yazıyorum. tatile çıkmak istiyorum. daha 1 ay 6 gün var. o zamana kadar çalışmak zorundayım. fiziksel yorgunluğu geçtim artık zihinsel olarak da yoruluyorum. bazı şeyler var canımı sıkan. artık sıkıldım. tatil parası biriktirmiyor olsam çoktan bırakmıştım sanırım. saat 18:30 ve hâlâ işteyim. ne zaman çıkacağım belli değil, uykum da var. güzel kız‘ın arayacağı yok galiba. belki de kontörü bitmiştir. neyse, otobüsü kaçırdım. üzgünüm. artık yarın binerim. başım ağrıyor. bir şeyler yesem. ya da en iyisi vitamin alayım.
bugün saat 6′da buradan çıkıp güzel kız‘la buluşacağım. bugün doğru dürüst iş yoktu. çok bunaltıcı bir gün; hiç esinti yok. sıkıntılı. ben de fişlerin arkasına bunları yazıyorum. yazım hâlâ abuk sabuk. ama olsun.
belim çok ağrıyor. galiba tükeniyorum. sıcak da yoruyor. sabahları kahvaltı etmeden çıkmamalıyım evden. tabii bunun için erken kalkmalıyım.
buraya da sağ elimle yazacağım. bakalım ne kadar etkiliyormuş yazımı.. daha hızlı yazdığım için kağıdın altına koyduğum hesap defteri çok sallanıyor, çünkü o da bacağım üstünde..
hangi yazı daha güzel bilmiyorum.. belki de ikisi de boktandır. ama olsun.. vıdı vıdı.. sıkıntı basıyor.. saatler geçmiyor.
bekliyorum, bekliyorum ve bekliyorum. ne yapmam gerektiğini hatırlayamıyorum. belki de biliyorum ama görmezden geliyorum. ya da sadece yapamıyorum.
az önce muffinleri fırına koydum. ama henüz pişmediler. hamurunu kendim hazırladım çünkü hazırını bulamadım.
muffinler pişti. aşçı “güzel olmuş.” dedi. browni‘yi attım fırına. birazdan o da pişecek. sonra da eve gideceğim. belim çok ağrıyor. eve gidip uyuyacağım. yemek yerim tabii önce; karnım acıkır benim. bütün gün yiyorum, midem hep aç, hep aç.
uykum var. gece çok geç yattım; bir şeylerle uğraştım. ama sabah rahat uyandım. işe erken gelip çayımı içerken gazetemi okumayı seviyorum. aptal insanların hayatlarını gösteren, aptal ve içtenliksiz filmlere uyuz oluyorum. basit ve küçük yaşamlarıyla bu filmlere öykünen insanlar da cabası.
iki elimle de ayrı karakterlere sahip iki ayrı yazı yazabildiğime göre iki ayrı karakterim olduğu söylenebilir. bir de yazarken kolum ağrımasa her şey daha güzel olacak. burnuma garip kokular geliyor ama ne olduğunu çıkaramıyorum. inci gibi, tane tane yazacağım yakında; yazım her gün daha güzel oluyor.