polip büyüyor..

bu sabah herhangi bir terslikle karşılaşmadım. umarım gün boyunca bu durum devam eder. mektup yazabileceğin biri var mı? çocukken anneannemle mektuplaşırdık. komik mektuplardı. vs. vs.

şimdi canım sıkılıyor. unutmak istediğim çok şey var, bana kendimi kötü hissettiren çok şey var. aşağı inip çay içeceğim. ya da menemen içi mi hazırlasam?

çıkarken 5ytl’yi kasaya bırakmayı unutmamalıyım.

gelen bilgisayarcıların hepsi sarışın mavi gözlüydü. kardeşler miydi acaba? sanmıyorum. saçma olurdu.

sol elimi bu kadar çok çalıştırabileceğimi hiç düşünmemiştim. ne güzel oldu. masada daha rahat yazıyorum.

gençtürkcell’linin başparmağı olmak istemiyorum. ne aptalca! voltaj düşüp çıkıyor.

the press.. they can do things

13 Kasım 2005 Yazan* polip | Kategori* iç kıpırtısı, içimdeki cin, seyir

do you really want to live forever?

forever young I want to be.

and she will be loved.

I did it my way.

I’m crazy for feeling so lonely.

beyin gelişimi ile ilgili bir şeyler okumam gerek. sonra da kağıtları geri vereceğim. çünkü bana ait değiller. zaman, kum gibi akıyor. artık kum saati kullanılmıyor. ama insan ve yaşananlar hep aynı. zaman bir aldanma, bir kısır döngü. hiçbir şeyin değiştiği yok.

çok mutusuzum.. üzgünüm.. ve ne yapacağımı bilmiyorum.. benim neden arkadaşlarım ziyarete gelmiyor? şu müşteriler gitseler güzel olur mu ki? burası çok sıcak. cam kenarına geçmek istiyorum. bu yüzden müşteriler gitse diyorum ha? nasıl olur? bence çok güzel olur.

bu iğrenç müzikleri de dinlemekten sıkıldım. insanların başına neler geliyor? insanlar birbirlerine neler yapıyorlar? bu dünya çok sıkıcı.. çok mutusuzum.. nereye gidiyorum ben? gitmek istiyorum. hayatım boyunca hep gitmek istedim. nereden olursa, nereye olursa..

bundan önceki gitmelerim hep makûldü. hep geri geldim ya da aslında hiçbir şey değişmedi.

artık makûl olmayan gitmeler istiyorum. toz olmak istiyorum; hava olmak, bir anda yok olmak istiyorum. neyse, müşteriler gitti. ama hâlâ çok sıcak.

***

günler ve günler geçmiş bu muhabbetin üzerinden; bense hâlâ buradayım, üstelik her şey kötüye gidiyor. sanırım iplerin kopmasını bekliyorum. yapacak bir şey yok gibi görünüyor, beklemekten başka.. üstelik karnım da açıktı ve sol elimle yazmak beni şu an çok geriyor. şu kitabı bitirmek istiyorum artık, çok az kaldı. her şey benden uzaklaşıyor sanki, yalanmış, düşmüş, kötü bir şakaymış gibi.

topakları kırmak zor diyorlardı

13 Eylül 2005 Yazan* polip | Kategori* iç kıpırtısı, seyir, sol elim

sol elimi çalıştırmamı engellemek isteyen bazı şahsiyetler var burada. aynı şahsiyetler, koluma hem de sol koluma “öhö” dediler. ama ben yılmadım ve yazmaya devam ettim. sol elimle yazma derdim devam ediyor. kolum ağrıyor.

karamelin baştan çıkarıcı lezzeti ve kokusunu çay içerken yaşayın.

vanilya yumuşaklığı ile harmanlanmış tatlı bir lezzet.

nefis kokulu elma kuruları ve tarçın kabukların, kaliteli siyah çay ile buluşması.

egzotik meyvelerin gizemli kokusunu bu çayda bulacaksınız.

keskin nane kokulu bu yeşil çay sizi ferahlık hissi ile kucaklayacak.

eşsiz görüntüsünü bütünleyen çok özel bir şeftali kokusu bu harmanı, ayrı bir keşfe dönüştürüyor.

bu cümleler çay ve kahve menüsünden alınmıştır. kolum ağrıyor. nefret etmediğin, ancak uyuz olduğum bir şarkı çalıyor. bozkırkurdu‘nu okuyorum hâlâ. keşke güzel kız gelse. cakcuk aslında her şeyi biliyor. içgüdüsel olarak ya da belki deneyim yoluyla; bilmiyorum.

5 dakikam kalmış, sonra alarm çalacak. aşçının seyir defterine burada ara veriyoruz. tekrar görüşmek üzere.

bugün son birkaç güne oranla daha hareketli geçti. haftasonu olduğu için normal tabii. barda bir masa kayıpmış. insanlar para ödemeden kaçıyorlar mı yoksa haber vermeden yer mi değiştiriyorlar? ne sıkıcı bir muhabbet! bir de yazıyorum.

aynı anda iki elimle de yazabilecek miyim? televizyondaki kadın gibi. ama o sol eliyle sağdan sola yazıyordu. belki öylesi daha kolaydır. neyse, ben onu denemeyeceğim. kardeşe sol elimle mektup yazarım belki. hmmmm

şu an iki masa dolu. bu yüzden cama da gidemem. hem gitsem n’olacak ki zaten? boş işler bunlar..

bazı işlemlerden geçeceksiniz, lütfen bekleyin

13 Temmuz 2005 Yazan* polip | Kategori* sınıfsız

bozkırkurdu ilk zamanlardaki sıkıcılığından biraz olsun kurtulup bana hitap etmeye başladı. ama burada aklımı çelen çok fazla şey var. bu yüzden ilgimi çekse de dikkatim sürekli dağılıyor. yazacak bir şey de bulamıyorum açıkçası.

yalancı insanlar beni üzüyor.. yalan söylemelerine gerek yok, gerçeği söyleseler yeter. bu yüreksizlik beni öldürüyor. aptal, küçük, beyaz yalanların getireceğe mutluluğa ihtiyacım yok benim.. olanlara da allah’tan esenlik dilerim.

acıyı yaşayacak yüreği olmayan mutluluğu da taşıyamaz.

zamanla gelen not: neler yazmışım, vay anasını! bahsi geçen ‘yalancı insanlar’ da bir kişi ki kensinden kurtulduğum için çok mutluyum.

bunun içinde domates yetiştiremezsin

13 Haziran 2005 Yazan* polip | Kategori* iç kıpırtısı, içimdeki cin

ayla hanım, bana “salak” dedi. ben de onun söylediklerini yazıyorum. sonra da bana “ne şebek şeyler yazıyorsun sen ya!” dedi. makarnanın pişmiş olduğunu söyledi. şimdi de eşek şakası yapmak istediğini söylüyor. tavuklar da haşlandı. yeni bulaşıklar gelmiş. ben ne zaman portakallı muffin yapacağım?

buzdolabı görevini layığıyla yerine getiremediği için bütün malzemeler bozuluyor. bütün emekler boşa gidiyor. karnım ağrıyor. kendime uygun yazı karakterleri bulmalıyım. sol elime uygun.

müşteri geldi. linger çalıyor. müşteri yok olmuş. içeride bir delik olmalı. gelen müşterileri içine çekiyor, onları başka bir boyuta gönderiyor. tabii bunun bize bir yararı yok.

rakip kafeler bir olup yapmış olabilir. ama niye? saçma değil mi?

***

saat 13:39. hiç müşteri yok. yapacak iş yok. sol elimle yazı yazıyorum. buzluktan bir domates sosu daha çıktı. bir diğerini sabah küflendiği için atıp yenisini yapmaya başlamıştık.

olmadı. şimdi elimizde iki koca sos olacak. ne yapacağız biz o kadar sosu? ne amlamsız bir olay bu. ne salak! ne abuk sabuk!

ne yesem? tiramisu yiyeyim.

***

kendini ya çok abartıyor ya da çok eziyor. buna gerek yok. neysen osundur.

insanlar kuaförlere gidip saçlarına binbir şekil ve renk verdiyorlar. ne güzel! bu yaz, geçen yıllara oranla daha cıvıl cıvıl. bugün sıcak; öğle güneşi “ben buradayım.” diyor. hepimiz onu bekliyorduk.. aslında gelmesini pek istemiyorduk. ama onun bizi dinlediği pek yok; eninde sonunda geliyor işte.

biraz kendimi yaktım. iki zar, bir raptiye, sonra bir zar daha.. sonra telefon çalar. küçük fareler tahta ızgaranın altında kaçışıyorlar. ortaya çıkmak için henüz çok erken.

***

saat öğlen 3 civarı.. klima çalışıyor. müşteri yok. tiramisu çok uğraştırıcı. ayakkabılar yeni. küllüğümüzü dolduracak müşterimiz bile yok.

şu an yazı yazmak zor, çünkü dizlerimin üstünde yazıyorum. müzik güzel. aşçı (ayla hanım) susmuyor. garsonumuz bizi terk etti çünkü hiç müşteri yok. aşçı habire acıkıyor. hiç susmuyor. sinirimi bozmak için abuk sabuk davranışlarda bulunuyor.

sıcak. tatil nerede? deniz, güneş, bikiniler, kokteyller nerede? ben neredeyim?

ani bir banyo oooo

13 Nisan 2005 Yazan* polip | Kategori* başlangıçlar, gaip vurdu, sol elim

ben de sol elimle yazabiliyorum. hâlâ çok yavaşım ve yazım çok kötü, ama olsun. yaza yaza alışacağım sol elimle düzgün yazmaya. ama şimdilik böyle idare edeceğiz.

çok istediğiniz nokia cep telefonunu çok uygun taksitlerle alabilirsiniz. ya da işinizden kovulabilirsiniz. ya da uzun zamandır çıkmak istediğiniz tatile çıkabilirsiniz. kırmızı pabuçlu kız, kırmızı pabuçlarını giyerek dansa gitti.

abuk sabuk şeylere para harcıyor bu insanlar.



Opera

ey gezgin!

geldin, baktın; bir başlık ilgini çekti.. hemen, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluverdin! değerli fikirlerini saçmadan önce şunu bir oku istersen..

adalar


pek güzeller


sanki


etten kemikten…

rocassid [at, eşek, domuz] cimeyıl nokta hede

ya da

evet, ben de tuulia'nın polip'ini msn'den taciz etmek istiyorum! diyorsanız eğer; adresim şudur: hani.li [at, eşek, domuz] tropik yaz.


..