polip büyüyor..

aylardır görüp görüp gülüyorum. uzun uzun anlatamayacağım.. böyle bir şeyler:

ilgili yazı

insanlar 6000 yıldır bal topluyor

15 Ağustos 2008 Yazan* polip | Kategori* seyir, yeniden

2005 senesi yazılarını okumaktan sıkıldım.. biraz ara verelim, dedim. birkaç seçenek değerlendirdim. kafamdaki imgelerin dürtmesiyle emule açtıım.. portlarımda sorun varmış. şimdi uğraşamam, dedim, kapadım.. çalışmak istemiyorum. bu seçeneği de değerlendirdim. ama istemiyorum. aşağı indim. çiğbörek ve pasta yedim. çay içtim.

şimdi de spora gitmesem mi ki, diyorum. pasta yiyince hep böyle oluyor.

bazen diyorum: “keşke bu blogu paylaşabileceğim birileri olsa.” ne saçma. o kadar açım ki ne yiyeceğimi şaşırdım.. hayır bu sıkıntıdan doğan o anlamsız doyumsuzluk değil.. düpedüz açlık; midem kazınıyor.. yiyorum ama doymuyorum.. bütün gün böyle geçti. az önce çabuk çorba içerken ağzımın içini yaktım.. her yerini.. sadece dilimin ucunu değil; yanaklarımı, damağımı ve dilimin gerisini de.. biraz da boğazımı yakmışım. yutak. türkçe, güzel bir dil. hatta en güzeli..

bu yazı da çorbaya döndü. dönüşünü heyecanla beklediğim insanlar var.. hatta artık sabırsızlanmaya başladım.

demek insanın işi gücü olunca boş boş düşünüp, boş boş yazacak vakti olmuyormuş. sendrom filan değilmiş bu. modernlik falan da değil. minyatür tren vagonları yapmak ayrıntıyla ilgilidir. ne değil ki?

bekliyorum hâlâ. arada düşünüyorum. benim de olacak, diyorum. başka yolu yok. başka yolu yok.

yeni bir iş aldım. pek çok başlık çıkardım. keyfim yok. kafam kazan gibi. canım sıkkın. biraz da yaşlı ve mutsuz hissediyorum. aklıma geldi. şurada “niyeyse” demişim. aslında nedeni belli. yıllar önce elimde bavulum o şehirden bu şehire gelip giderken tren yolculuğunu tercih ediyordum. o zamanlar zayıf, güçsüz ve kalpi kırık bir kızcağız olduğumdan olsa gerek beynim de pek çalışmıyor olmalıydı ki bavulumu alayım derken yaşlı bir kadının beynine indirmiştim. bütün yolculuk boyunca şen şakrak olan kadın, bir anda sustu, tek bir kelime söylemeden ben inene kadar sadece sabretti. önünde daha 7 saatlik yolculuk vardı. beyin kanaması geçirir mi acaba, diye düşünürken bir yandan da gülmemek için kendimi zor tutuyordum.

bu salaklığımla vagondaki herkesin dili tutuldu. yurda ya da okula gidip “ay, bugün salak kızın teki yaşlı bir kadının beynini yardııı!” demeyi bekliyorlardı belki de. o gün bu fiziksel güçsüzlük canıma tak etti. kendi bavulunu bile taşıyamayan bir insandan ne olur ki? diyerek gerekli çalışmalara başladım. o gün bugündür kas diyorum.

arılar ve kelebekler genelde manşetlere çıkmaz

29 Temmuz 2008 Yazan* polip | Kategori* sınıfsız

hiçbir şey saf değil.. söyleyeceklerim var. elimdeki kitap bitmek üzere.. ve ben gerçekten çok ama çok üzgün hissediyorum. denetleyemediğim durumları sevmiyorum. mesela bir sorun varsa çözülür. onca uğraşıdan sonra sorun, çözülemiyorsa çöpe atılır ve yenisi gelir. ama insan, kendi kuyruğunu kovalayan bir küçük hayvana dönüşmüşse.. evet, söyleyeceklerim bu kadar.

havadan mı ne, kendimi çok isteksiz hissediyorum.. aynı zamanda birilerine ihanet etmiş gibi de.. sanki birilerini kandırmışım, atlatmışım, hile yapmışım da öne geçmişim.. hâlbuki ne kadar gerideyim.

son zamanlarda kadınlığımı sorgular oldum.. insanlığımı değil, yetişkinliğimi de değil.. sadece kadınlığımı.. aynaya baktığımda yanık tenim bana daha kadınsı gelmiyor.. kıvrımlarımı belli eden ya da bu sıcaklarla daha kolay başa çıkmamı sağlayan açık şeyler giydiğimde daha kadınsı hissetmiyorum.. saçlarımın belime kadar gelmesi, toplayınca kısa görünmesi ya da fönleyince bir şeye benzemesi de beni daha kadın yapmıyor.. her giysime uygun toka, takı vs. takmak da öyle.. aynaya bakıyorum ve yalnız bir insan görüyorum.. neredeyse hiç kadın arkadaşı olmayan ve belki de neredeyse hiç gerçek arkadaşı olmayan birini görüyorum..

kimseyi suçlamıyorum. bir şeyler eksik, biliyorum. neyin eksik olduğunu da biliyorum. yoksunluğum kendimle çelişmeme neden oluyor. aldırmıyorum.. bunları sadece ben biliyorum. ya da diğerleri kibarlıktan yüzüme vuramıyor ya da vurduklarında ben umursamaz oluyorum. böyle işte.

evlenen insanlar beni korkutuyor.. benim de bir gün evlenebileceğimi düşündürdüğü için belki de… ya da.. hiç evlenemeyebileceğimi.. hangisi daha kötü bilemiyorum.. evleniyorsam boşanmayı, doğrusu boşanabilmeyi aklımdan geçirmemem mümkün değil.. bu sulara nasıl daldıklarını bilmiyorum.. sonra sevdiğim evli insanların evlerine gidiyorum.. küçük evleri, sevimli kedileri ve çocuk yapmak için henüz erken, demeleriyle beni rahatlatıyorlar..

belki benim için de bir gün vardır.. tahayyül edemediğim her şeyin gerçekleşme oranı, binlerce kez düşlediklerimden daha fazladır.. evlenmeyi de tahayyül edemiyorum. belki gerçektir belki değil. yine de korkutuyorlar beni. henüz erken.

… oysaki tüm bu zaman boyunca benim aklımda 10-12 sene geç doğmuş olmayı dilememi sağlayan baştan aşağı güzel cengâver vardı.. şezlongu istemesi, bizimkinin kendinden geçip şezlongunu verivermesi, geri geldiğimde “kusura bakmayın, şemsiyeyi de aldık.” demesine son derece sakin “onu geri almak zorunda kalacağım.” demem, tüm bunlar, bütün kozları doğru oynayan bir küçük yavrunun kur yapmalarına bu kadar kayıtsız kalabilmem.. sonra her tatile çıkışımda okuduğum o anlamsız tatil gazetelerinden öğrendiğim bir iki laf öbeği: viyana’sını.. ikoncan.. gerçekten neler oluyor böyle?!

istanbul’daki yaşlı başlı ayılardan sonra tertemiz bir köy çocuğu, doğal insan.. gerçekten de vay anasını, sayın polip! bir 10 sene sonra görüşelim canım.. ayrılırken “doksanlılar, sana emanet.” diyorum bizimkinin kulağına, pis pis sırıtıyor..

üranüs niteliksiz bir gezegen

15 Temmuz 2008 Yazan* polip | Kategori* başlangıçlar, içimdeki cin, sol elim

gezmelere doyamayayım.. para harcamadan oralardan oralara gidişim onun bunun hışmıyla haset sofralarına meze olmasın, oralarımda buralarımda patlamasın, he mi? çünkü ben masumum! hep onlar yaptırıyor bana bu şeyleri.. etrafım kendilerini eğlendirmemi bekleyen çiftlerle dolu.. ömrüm boyunca bu ana-baba travmasını yaşayacağım sanırım.. artık büyümeli ve ideal ana-babayı aramayı bırakmalı, polip! kendi çiftini oluşturmalı.. ilahî güçler söyletmiş olabilir; benim için, telefonda, “evlilik yolunda” demiş..

çok oturmaktan sol ayağımın damarları çekiliyor; çok içip çok oturunca da oluyor.. bunları bırakalım da eğer entertainer diye bir meslek varsa serbest olarak çiftlere eğlence arkadaşı olunur mesleğini icra etmek istiyorum.. bir nevi kişiye özel modern zaman soytarısı..



Opera

adalar


pek güzeller


sanki


inan, neden bilmiyorum

ücretsiz tarot servisi [at, eşek, domuz] cimeyıl nokta hede

evet, sanki hede hödö ama zaten kimse vıdı bıdı..


..