polip büyüyor..

bunu buldum dün gece.. daha 2005′teyim.. bugünlerinin güzel olduğunu umuyorum.. okudum, dinlemeden olmaz, dedim..


powered by ODEO

güzel şeyler diledim, bir güzel pazar gününde.. everyday feels like sunday, baby, everyday feels so good, diyenlerin sayesinde güzel olan belki de kendini güzel hissettiren bu pazarda.. daha kız almaya giderken evden dışarı adımını davul zurnayla atan, 15 dakika sokaklarda halay çeken ve bu halleri güzelce videoya kaydedilen, üstüne muhtemelen kızın evinin önünde ve belediyenin girişinde de bir 10-15 dakika halay çekecek/çekmiş olan insanların sokağımızı şenlendirmesi, gösteriş budalalıklarıyla pazar günümüze renk getirmesi de başka bir güzellikti sanırım..

küresel köy, köy-kent yorumlarına yenileri eklendi, izleyenler tarafından.. “geçtiğimiz her yeri inleteceğiz!” nidaları atıldı kornalara basılırken.. sanki bir siz evleniyorsunuz.. sanki dünyada kendine koca/karı bulan bir siz varsınız.. neyse, mutlu olun bari.

*evet, işte bunu o yazıdan çaldım. :)

birkaç tane tahıllı gofret yedim

12 Temmuz 2008 Yazan* polip | Kategori* iç kıpırtısı, içimdeki cin, seyir

sana imreniyorum, ilgimi çekiyorsun.. aslında hiç imrenilecek bir yanın yok belki de.. ama gerçekler sıkıcıdır. ben, oldukça gerçekçi bir insan olduğumdan bunu biliyorum ve kendimi olabildiğince hayal dünyasına kapatıyorum.. hayat, bana nispet yapmaya devam ediyor.. neymiş? oralara kadar gidip de yamaç paraşütü yapmamak olur muymuş? bakıyorum televizyonda iki de bir yamaç paraşütü çıkıyor karşıma.. evet, yapamadım, param yoktu! ne var! bırak habire yüzüme çalmayı da her köşede karşıma çıkan şu kızdan haber ver. ben mi geç kaldım yoksa o mu erkenci? bu kadar burun buruna toslaşmak olmaz.. neyse ben öndeyim ama yine gecikmiş hissediyorum.. olur böyle, değil mi?

son zamanlarda anoreksik ölüm haberlerine bakıyorum.. iskeletor manken ve yıldızcıkların çirkin vücutlarına bakıyorum.. göbeğim bile gözüme güzel görünüyor onlardan sonra.. bırakın zayıflamayı da kas yapın artık..

sana, dedim, ilgimi çekiyorsun.. hiç bilme.. tıpkı o güzel gözlü, çiçekli şortlu cengâverin bilmeyeceği gibi.. az gelse de izlesem çaktırmadan.. işte hayal dünyası, çünkü gerçekler çok çirkin; ben çok mükemmeliyetçiyim vs..

bilinmeze doğru gidiyoruz

09 Temmuz 2008 Yazan* polip | Kategori* başlangıçlar, iç kıpırtısı, seyir

karşılıksız e-postalarım geliyor.. güzeller.. güzel olduklarını söylemek için bile cevap yazamıyorum.. çok kibarım, ricaları kıramıyorum. bugün iki tane geldi; kitap gibi.. hepsi birleşince bir öykü olacak mı merak ediyorum.. şimdilerde kendimi yönetici olarak deniyorum: işte burada. olur da bir devleti nasıl idare ederdim acaba, diye düşünürseniz nationstates‘e bir uğrayın.

20 gün sonra tekrar spor salonuna gidip 2 saat boyunca tepinmekten duyduğum haz, bu saçma bir şey ama, böyle işte.. bu akşamı iple çekiyorum.. hede ve hödö dizisinin bir bölümünde dendiği gibi “bu varsa buna gerek yok.” artık müdavimleri ne olduğunu bilir..

son olarak, birileriyle yazışırken onları kırıcam, yanlış şeyler söyliğcem diye çok korkuyorum.. nedir bu eziklik?

şu anda spam listenizde hiçbir şey yok

07 Temmuz 2008 Yazan* polip | Kategori* sınıfsız

bu adamı sever misiniz? ben çok severim. şu filmi ilk kez izlediğimizde gülmekten gebermiştik ev arkadaşımla.. konuşan kopuk kafalar falan.. sonra nerede filmini yakalarsam izlemeye başladım.. şu televizyon serisinde izlediğim en güzel bölümlerden birinin de sahibi yine kendisi.. tabii ki korku filmi çekmek çok zor bir olay; her zaman komik duruma düşme ihtimaliniz var.. belki bu yüzden çocukken korku filmlerini, komedi filmlerinden daha eğlenceli buluyordum.

bu hiç bir amacı olmayan yazımızı da amcanın kendi sözleriyle bitirelim bari:

“[Phenomena (1985)] was inspired by something I heard about insects being used to solve crimes, and because insects have always fascinated me I began to make a story around this idea. You know, it’s a terrible thing, but there are many insects that are disappearing. Becoming extinct. But most people only want to kill them. You know, insects have souls, too; they’re telepathic . . . amazing. People want to save the whales and dolphins, but nobody wants to save the insects. I’m a vegetarian, because I don’t want to kill things to eat.”

pek az şey cinayet kadar samimidir

05 Temmuz 2008 Yazan* polip | Kategori* gaip vurdu, içimdeki cin, seyir

“blucin altı topuklu ayakkabı, en nefret ettiğim şeylerden biridir.” diyor pörtlek dudaklı moda kompetanı..

kompetan:
sıfat* Fransızca compétent
Uzman.

*sıfat diyor, ama aldırmayın siz o da bilmiyor ne dediğini..

türkçesi varken anlamsızca kompüter gibi gerzek kelimeler kullanan insanlara uyuz olmaya hakkım var gibi geliyor.. ve patlak dudaklı goldın beg nineye ancak böyle seslenebilirdim.. zira, kot pantolona hâlâ inatla blucin diyen bir insan, ancak şu devirden günümüze ışınlanmış olabilir.

hele bu söylenenleri birkaç yıl önceki ev arkadaşım duymuş olsaydı “bir de en nefret ettiğim şey diye cümle kuran ve bir sürü en nefret ettiği şey olan insan tipi vardır.” diye nutuk çeker hepimizi alaycı bir gülümcük içinde bırakırdı.. ama benim bu gülümcük için ona ihtiyacım yoktu, hayır! zira bendeniz, konuşmanın gerisine de vakıf olabildim.

“hani bazı kadınlar *bilmem ne*yin altına soket çorap giyerler ya, blucin altı topuklu ayakkabı da öyle bir şey.” diye devam ediyor. yanında iki bıldırcın, ya evet, hıhı ay evet ya, gibilerinden sallabaş gevelemeler içinde kıkırdıyorlar.. ben, gülümcükler içinde keyiflenip kısa topuklu cicilerime bakıyorum. pek güzeller.

goldınbeg nine, bıldırcınlarını besleyedursun ve hiç anlamadığı bir maçı sırf türk diye izler gibi yapıp anlamsız anırık yorumlarda bulunadursun, bu almanlar sahiden bir son dakika golü çakıyorlar.. o değil de bu ayakkabılar pek tok ses ediyor yürürken.. çatlayın bıldırcınlar.

bir de asıl merak ettiğim: bu teyze, altınoluk ve civarı tatil kasabalarında genç kızların kısa etek altına giydiği siyah tayta ne diyecekti?

do not get into conversations

04 Temmuz 2008 Yazan* polip | Kategori* iç kıpırtısı, molekül dansı, yeniden

Ivy Walker: When we are married, will you dance with me? I find dancing very agreeable. Why can you not say what is in your head?

Lucius Hunt: Why can you not stop saying what is in yours? Why must you lead, when I want to lead? If I want to dance I will ask you to dance. If I want to speak I will open my mouth and speak. Everyone is forever plaguing me to speak further. Why? What good is it to tell you you are in my every thought from the time I wake? What good can come from my saying that I sometimes cannot think clearly or do my work properly? What gain can rise of my telling you the only time I feel fear as others do is when I think of you in harm? That is why I am on this porch, Ivy Walker. I fear for your safety before all others. And yes, I will dance with you on our wedding night.

bahar kuşuna*

benim için tatil çoktan bitti.. hatta her şeyin göstermelik olduğu, dağ başındaki o odaya girdiğimde bitmişti ama hadi, demiştim, sayılı zaman çabuk geçer.. ama geçmedi.. geçmek bilemedi.. bir bakmışım kendimi 50+ yaş grubundan 10 kişiyle sarılmış bir bahçe masasında öfleyip püflerken bulmuşum.. buraya nasıl geldim? daha kötüye gidebilir mi? evet, gidebilir..

bir ara, “köpek balıklarının insanlara verdiği zarardan daha fazlasını insanlar köpek balıklarına veriyor.” demek gafletinde bulunuyorum.. muhatabım, “hadi canım sen de!” diyor ve kendisini muhatabım olmaktan çıkararak cehaleti ve kibiri içerisine geri bırakıyorum.. 50 yaş krizi, hep bir ağızdan bağırıyor.. delirecek gibi oluyorum.. yolun aşağısı deniz. çıkıyorum yola, toprak yoldan aşağı, deniz kıyısına iniyorum.. iniyorum, dediysem lafın gelişi; aslında yokuş filan değil..

kıyıda küçücük bir iskele var.. iskeleye iple bağlı külüstür bir tekne.. bu mu, diyorum, tekne? bu külüstüre hayatta binmem.. saf saf “hepimizi alır mı?” dedikleri.. kadın, heyecanlı: “alır. alır.” yahu, diyorum, görseler şu tekneyi lafı bile geçmeyecek, sen sadece kendin tüm tekneyi doldurursun zaten, 10 kişi nasıl sığalım biz buna? tekne gezilerini zaten sevmem.. denize bakıyorum, deniz olduğunu bilmesem dere diyeceğim.. bulanık, pis; bir tek sesi güzel.. kıyıda sazlar, çalı çırpı bir şeyler.. sazların dibinde köpükler birikmiş.. her dalgayla biraz daha büyüyor sanki köpükler..

sola bakıyorum.. 30 metre kadar ileride iki tane adam, dizlerine kadar denizde bir şeyler yapıyorlar ama ne yaptıklarını anlamak zor.. yazlıklar hep boş.. kim gelir ki buraya? sağa bakıyorum.. toprak yol, uzuyor da uzuyor. önüme bakıyorum.. deniz, akşam güneşi.. arkama bakıyorum.. iki yanında dizi dizi yazlıklarla geldiğim toprak yol.. tekrar denize dönüyorum, akşam güneşi.. birden kendimi şu harika dizinin, ilk sezon son bölümündeki ellen gibi hissediyorum..

tüm bunları işte bunu söyleyebilmek için yazdım.. hayatımın acınası bir anında kendimi o şahane yaratığın yerine koyabildiğim birkaç dakikacığı yazabilmek için.. ha ha.. komik şey.

buraya uygun küfürler giriniz

01 Temmuz 2008 Yazan* polip | Kategori* seyir, yeniden

kafanı eğip hiç sevilmediğini düşünmek; gerçek sevgiyi sorgulamak; etrafını saran ve yapışıp kaldığın düşüncesiz, bencil ve gerizekâlı insanlardan kurtulamamak.. hayatının çürümesini izlemek; kendi çaresizliğinin içinde sürekli azarlanarak ciyak ciyak bir kronik ergenliğe hapsolmak.. bir tatil nasıl biterse öyle hatırlanırmış ve benimkinin iyi biteceği yok.. burası bir cehennem, orası ise bir cennetmiş.. bense hâlâ eve dönemedim.. allah senin belanı vermiş zaten de benim ne günahım var, orospu çocuğu? güzel anılar, gelecek yazıya..

düz ovada keklik gibi sekeriz

19 Haziran 2008 Yazan* polip | Kategori* başlangıçlar, iç kıpırtısı, seyir

temmuza kadar yokum.. bu yokluktan mutlu ve genleşmiş olarak dönmeyi umut ediyorum.. her şeyi bıraktığım gibi bulabilmek isterim.. vs. böyle işte.. sevgiler ve diğer şeyler..

bir bağırış bir çağırış.. hemen kumandaya yöneliş; nasıl unuturum’lar, dün değil miydi’ler, neler oluyor’lar.. önce star, sonra atv.. 15 dakika boyunca n’oluyor yahu! ayaklarından kurtulamama’lar.. yapılan seviyesiz sunucu yorumlarına dayanamayıp yok mu şunu veren bir ecnebi kanal, diye aranma’lar.. 3. golden sonra telefona atılıp kardeşi arama’lar; “izliyor musun? hahahi hihihi” diye kırmızı karta kadar eğleşmeler..

sonuç? taşkınlıklarını etrafa saçmak için her daim hazır bekleyen güruha gün doğar.. ben de yavaşça kendime doğru çekilir ve izlediğim boktan animenin yerine koyabileceğim orta güzellikle bir film aramaya başlarım.. bu uğurda önce şunu izlerim; sonra *bunu okurum. şiir sevmem demiştim, değil mi? ama işte bazen bir şiirin ya başı ya sonu, bir yeri dokunuverir insana..



Opera

adalar


pek güzeller


sanki


inan, neden bilmiyorum

ücretsiz tarot servisi [at, eşek, domuz] cimeyıl nokta hede

evet, sanki hede hödö ama zaten kimse vıdı bıdı..


..